Millet adına konuşabilmekle milleti dinlemek aynı değil
“Benim bu millete karşı sorumluluğum var.”
Ne zaman duysam durup düşünüyorum.
Çünkü Türk siyasetinin en ilginç cümlelerinden biridir bu.
İlk duyduğunuzda kulağa çok asil gelir.
Hatta biraz fedakârlık kokar.
Ama üzerinde biraz düşününce insanın aklına başka sorular da geliyor.
Mesela bu millet ne zaman bir araya gelip böyle bir görev verdi?
Ne zaman oturup karar aldı?
Ve daha önemlisi...
Millet gerçekten böyle bir görev vermiş mi?
Siyasetin garip bir tarafı var.
İnsanlar yıllarca alkışlanınca bir süre sonra alkışın neden geldiğini unutabiliyor.
Kendi fikirleri için mi alkışlandılar?
Temsil ettikleri düşünce için mi?
Yoksa sadece o dönemin ruhu öyle istediği için mi?
Bir noktadan sonra bunların sınırları birbirine karışıyor.
Bugün CHP’de yaşanan tartışmaları izlerken de bunu düşünüyorum.
Sadece CHP’de değil aslında Türk siyasetinin kronik bir tavrı bu...
Herkes millet adına konuşuyor.
Ama nedense kimse dönüp millete ne düşündüğünü sormuyor.
Oysa millet dediğimiz şey çok değişken.
Bazen bir seçimde kahraman ilan ettiğini bir sonraki seçimde evine gönderebiliyor.
Bazen yıllarca peşinden gittiği bir fikri birkaç yıl sonra terk edebiliyor.
Çünkü millet canlı bir organizma; her gün değişiyor, her gün yeniden karar veriyor.
Belki de bu yüzden demokrasinin en güzel tarafı da bu...
Hiç kimse milletin sahibi değil.
Hepimiz sadece o büyük koronun içindeki seslerden biriyiz.
Ve galiba siyasetçinin en zor öğrendiği şey de bu.
Millet adına konuşmakla, milleti dinlemek aynı şey değil.