Mutfağı merkeze alan bir kültürel varoluş hikâyesi
Çorum, UNESCO Gastronomi Şehri olmak için başvurusunu yaptı. Ancak peşinde olduğu şey yalnızca bir unvan değil. Çorum birçok coğrafi işaretli ürünle çok daha geniş bir gastronomi kimliği kurmaya da çalışıyor. Ama bunun için yalnızca iyi tarifler yetmez. Güçlü tarım ve tarih bilinci de gerekir. Şehir bu açılardan önemli avantajlara sahip.
Türkiye’de son yıllarda neredeyse her şehir gastronomi üzerinden kendine yeni bir hikâye kurmaya çalışıyor. Peki, bir yeri gastronomi şehri yapan şey nedir? Birkaç meşhur yemek mi? Coğrafi işaret sayısı mı? Festival mi? Yoksa mutfağı kullanarak kendine yeni bir gelecek kurabilme becerisi mi? Malum, gastronomi artık şehirlerin kendilerini dünyaya anlatmak için kullandıkları yeni bir dil. İşte tam da bu yüzden Çorum’da anlatılan hikâyenin diğerlerinden farklı olması şu aralar en çok dikkatimi çeken şey.
Çorum, UNESCO Gastronomi Şehri olmak için başvurusunu yaptı. Ancak peşinde olduğu şey yalnızca bir unvan değil. Şehir, mutfağı bir kalkınma aracı olarak kullanmaya çalışıyor. Uzun yıllar boyunca Çorum dendiğinde akla ilk gelen şey leblebi oldu. Oysa bugün Çorum kebabı, İskilip dolması, Kargı tulum peyniri, kuru mantı, beyaz baklava ve daha birçok coğrafi işaretli ürünle çok daha geniş bir gastronomi kimliği kurmaya çalışıyor. Ama bence asıl önemli olan, bu ürünlerin tek başına bir tanıtım malzemesi olarak kullanılmaması. Çünkü Çorum gastronomiyi yalnızca yemekler üzerinden değil; tarih, tarım, kadın emeği ve eğitim üzerinden de okumaya çalışıyor.🤨