Bir gastronomi şehri olabilmek için yalnızca iyi tarifler yetmez. Güçlü tarım da gerekir. Çorum bu konuda önemli bir avantaja sahip. Anadolu’nun tahıl ambarlarından biri olan şehir kaliteli buğdayları, Osmancık pirinci, Oğuzlar cevizi, Alaca mor soğanı, Üyük sarımsağı, çörekotu ve yeşil mercimeğiyle güçlü bir gastronomik omurga oluşturuyor. Çünkü güçlü mutfaklar önce güçlü topraklardan doğar. Şehirde bunu destekleyen başka bir dönüşüm de dikkat çekiyor. Belediye, restoran menülerinden servis anlayışına, çalışan kıyafetlerinden şehir kimliğine ve gastronomi turizmine kadar uzanan uzun vadeli bir dönüşüm programı üzerinde çalışıyor.
Çorum’un elbette eksikleri de var. Belki de en önemli eksiği bu zengin mutfak hafızasının henüz restoranlara ve ziyaretçi deneyimine tam olarak yansıtılamamış olması. Şehrin birçok geleneksel yemeği hâlâ evlerde yaşıyor ancak maalesef restoranlarda aynı görünürlüğe sahip değil. UNESCO yolculuğunun bundan sonraki aşamasında belki de en önemli mesele bu olacak.
Çorum kendini yalnızca leblebisiyle değil; Hititlerden gelen tarihsel mirası, tarım kültürü, kadın emeği, coğrafi işaretli ürünleri ve yaşayan mutfak hafızasıyla yeniden tanımlamaya çalışıyor. Bu bir yemek tanıtımı değil. Bu, mutfağı merkeze alan bir kültürel varoluş ve kalkınma hikâyesi. Eğer başarılı olursa Çorum’un UNESCO yolculuğu yalnızca bir şehrin unvan meselesi olarak kalmayacak; Türkiye’de gastronomiyi birkaç meşhur yemek ve festivalden ibaret gören kentler için önemli bir örnek, hatta güçlü bir vaka çalışmasına dönüşecek.🤫