“Umarım” diye dilimize çevrilmiş. Ama tam karşılığı bu değil.
Umarımın içinde istek, inşallahın içinde ise istekle birlikte bir kabulleniş var.
Çünkü insan bir yaştan sonra şunu öğreniyor:
“Her şeyi planlayabilirsin ama her şeyi kontrol edemezsin.”
Bilet alırsın, uçak rötar yapar.
Çok seversin, ayrılırsın.
Çok çalışırsın. Sonuç istediğin gibi olmaz.
İşte Mevlâna felsefesi de burada devreye giriyor.
Onun anlayışında kader, oturup beklemek değildir. Yola çıkarsın, çabalarsın ama hayatın, zamanın ya da yaradanın -siz nasıl demek isterseniz- senden büyük olduğunu da kabul edersin:
“Her şey vaktini bekler. Ne gül vaktinden önce açar ne güneş vaktinden önce doğar.”
Belki de bu yüzden dünyanın dört bir yanında karşılık buluyor “inşallah.”
Zira pandemiler, savaşlar, ekonomik krizler derken hepimiz öğrendik; yarının garantisi yok!
Ve bir şey daha var: Batı’da İslam denildiğinde akla çoğu zaman terör ve radikalizm geldi.
Bugün ise günlük konuşmada rahatlıkla “inşallah” diyebiliyorlar. Bu küçük bir şey gibi görünebilir.
Ama değil. Önyargılar bazen büyük konferanslarla değil, küçük kelimelerle kırılır.
Bir kelimeyi benimsemek biraz da o kelimeyi kullanan insanları anlamaya başlamaktır.
“İnşallah” da böyle devam etsin.🤨