BİR CAZ FESTİVALİNDEN FAZLASI
HER yıl aynı ritüeli yapıyorum.
Haziran ayı geldiğinde Antalya’nın yolunu tutuyorum.
Akra Caz Festivali benim için sadece birkaç konser dinlemek anlamına gelmiyor. Aslında bir şehrin nasıl değiştiğini de görüyorum.
Uzun yıllar boyunca Antalya’yı üç kelimeyle anlattık.
Deniz; kum, güneş.
Oysa bugün zamanın ruhunu yakalayan bir Antalya doğuyor.
Fazıl Say konserine giderken Gülay Afşar’ın köşesinde kullandığı “Demokratik caz sahnesi” tanımı aklımdaydı.
Bu tanımı çok sevdim.
Çünkü caz uzun yıllar Türkiye’de biraz elit bir müzik türü olarak görüldü. Akra Caz galiba bu görüşün kırılmasına neden oldu.
Yani caz “dar çevrelerin müziği” olmaktan çıkıp daha kapsayıcı hale geliyor.
Ben de bu gözle etrafı izledim. Bir masada emekli çiftler vardı. Yan tarafta üniversite öğrencileri, biraz ileride yabancı turistler, arka tarafta çocuklu aileler...
Cazın belki de en güzel tarafı bu; insanları aynı ritimde buluşturması.
Son yıllarda siyasette, sosyal medyada, günlük hayatımızda sürekli kutuplaşmayı konuşuyoruz, ayrışıyoruz, kendi mahallelerimize çekiliyoruz.
Antalya’da bu yoktu.
Demokrasi sadece seçim sandığında yaşanan bir şey değil. Benim demokrasi tarifimde birlikte dinleyebilmek, birlikte alkışlayabilmek ağır basıyor.
Ve önemli birşey daha...
Türkiye’de kültür sanat etkinliklerinin ömrü bazen mevsimlik çiçekler kadar kısa oluyor. Sponsor değişiyor; ekonomi bozuluyor, kurumlar desteğini çekiyor. Festivaller de ortadan kayboluyor.
Akra ise dokuz yıldır büyüyor.
Belki de başarısının sırrı burada.
Kendi kültürel topluluğunu yaratmış olması.
Aslında mesele caz değil.
Mesele bir şehir hikâyesi yazabilmek.🤨