"TÜRKİYE'YE KIBRIS DERSİ VERMEYE KALKIŞANLAR HAKİKATİN ÜSTÜNÜ ÖRTEMEZLER"
Değerli dava arkadaşlarım, Avrupa Parlamentosu raporunun Kıbrıs ve Mavi Vatan başlıklarında takındığı tavır ise eski bir hesabın denizlere uzanan yeni perdesidir. Bugün hâlâ Bizans'ın küllenmiş ihtiraslarını avuçlarında kor gibi saklayanlar, hâlâ Megali İdea'nın tarihin çöplüğüne atılmış haritalarında kendilerine gelecek arayanlar, hâlâ Rum-Yunan yayılmacılığının yıpranmış defterlerinden yeni husumet başlıkları çıkarmaya çalışanlar vardır. Bunların zihninde İstanbul'un fethi kapanmamış bir yara, Kıbrıs Türkü'nün egemen eşitliği inkâra mahkûm edilmiş bir hakikat, Adalar Denizi Türkiye'yi köşeye sıkıştıracak diplomatik bir pusu, Doğu Akdeniz ise ucuz tezvirat sarmallarıyla donatılmış jeopolitik bir bilmecedir. Mavi Vatan'ı saldırganlık, Türkiye-Libya Mutabakatı'nı hukuksuzluk, Kıbrıs Türkü'nün egemenlik talebini ayrılıkçılık gibi göstermeye çalışan bu zihniyet, Türk milletinin denizlerdeki iradesini kırma, Antalya Körfezi'ne hapsetme rüyasını hâlâ diri tutmaktadır. Fakat ne tarih onların istediği gibi yazılmıştır ne de coğrafya onların heveslerine göre çizilmiştir.
Türk milleti, kendi hakkını başkalarının iki dudağı arasından süzülecek söze bırakacak tıynette değildir. Kıbrıs davasının kökleri derindedir. 1950'lerden itibaren Enosis hülyası adanın üzerine kara bir gölge gibi çökmüştür. EOKA terörü, Kıbrıs Türkü'nün canına, malına, varlığına ve istikbaline kastetmiştir. 1960 Ortaklık Devleti, Rum tarafının Türkleri eşit kurucu ortak olarak görmek istememesi nedeniyle kısa sürede işlemez hâle getirilmiştir. Akritas Planı ile Kıbrıs Türkü'nün siyasi eşitliği yok edilmek istenmiş, 1963 Kanlı Noel karanlığı adadaki Türk varlığına yönelen soykırım siyasetinin en acı sayfalarından biri olmuştur. Kıbrıs Türkü yıllarca kuşatma altında yaşamıştır. Köyler yakılmış, ocaklar söndürülmüş, çocuklar yetim, analar gözü yaşlı bırakılmıştır. 1974 yılına gelindiğinde bıçak kemiğe dayanmış, Ayşe tatile çıkmıştır. Türkiye, garantörlük hukukundan doğan hakkını kullanmış, Kıbrıs Barış Harekâtı ile adada yalnız Türk'ün değil, barışın ve dengenin de teminatı olmuştur.
Bugün hâlâ bu tarihi yok sayarak Türkiye'ye Kıbrıs dersi vermeye kalkışanlar hakikatin üstünü örtemezler. Kıbrıs'ta Enosis hayalini self-determinasyon kılıfında pazarlayanlar, EOKA terörünü bağımsızlık mücadelesi makyajıyla aklamaya çalışanlar, Akritas Planı'nın kanlı hesabını teferruat gibi göstermeye yeltenenler, Kıbrıs Türkü'nün 1963'ten 1974'e uzanan direnişini görmezden gelenler bugün bize insanlık dersi veremezler. Hiç kimse bizden Kıbrıs Türkü'nün davasını müzakere masalarında aşındırılmış formüllere, uzatılmış oyalamalara ve Rum tarafının bitmeyen oyunlarına teslim etmemizi istemesin. Kıbrıs'ta hakikatin adı iki millettir, iki devlettir, iki ayrı egemen iradedir. Bu uğurda çektiğimiz çileleri, 1963'ün karanlık gecelerini, 1974'te Rubicon'un nasıl geçildiğini tarih bütün detaylarıyla yazmıştır. Türkiye'nin hukuk temelinde tartışmaya açık olmayan etkin ve fiilî garantörlüğünü tartışmaya açmaya çalışanlar, bu topraklardaki varoluş kavgalarımızı ya unutmuş ya da unutturmak istemektedir. Biz unutmadık. Size de unutturmayacağız. Kıbrıs Türkü'nü Avrupa Birliği'nin kör tarafgirliğinin, Rum-Yunan ikilisinin bitmeyen şımarıklığının insafına terk etmedik. Terk etmeyeceğiz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, büyük Türk milletinin deniz jeopolitiğinde ileri karakolu, millî güvenliğimizin güney cephesindeki kilit taşı, Mavi Vatan ufkumuzun ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye kendi denizlerinde seyirci değildir. Türkiye kendi kıyılarında bekçi kulübesine hapsedilecek bir devlet değildir. Adalar Denizi, egemenlik, güvenlik ve millî hâkimiyet sahasıdır. Doğu Akdeniz, Anadolu'nun mavi kapısı, Kıbrıs Türkü'nün hayat alanı, enerji denklemlerinin merkez üssü ve deniz yetki alanlarımızın nirengi noktasıdır. Mavi Vatan, denizlerdeki Misak-ı Millî şuurudur. Rum-Yunan ikilisinin tarih boyunca değişmeyen hatası, Türk sabrını yanlış okumak olmuştur. Onlar Türk'ün sessizliğini çekingenlik, diplomasi arayışını zayıflık, barış arzusunu geri adım sanmışlardır. Her defasında yanılmışlardır. Bugün de yanılmaktadırlar.