"SİYONİST MERKEZİN BİR GÜNDE BARIŞ MELEĞİNE DÖNÜŞMEYECEĞİ UNUTULMAMALI"
G7 masasındaki Hürmüz gündemi ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki İran mutabakatı, bu büyük tabloyu tamamlamaktadır. ABD ile İran arasında varılan mutabakat, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, deniz ablukasının kaldırılması, İran'ın nükleer stoklarına ilişkin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gözetiminde yürütülecek seyreltme ve bertaraf süreci, dondurulmuş fonlar, Lübnan dâhil çeşitli cephelerde askerî operasyonların durdurulması ve nihai anlaşma için takvim belirlenmesi gibi başlıkları kapsamaktadır. Ancak ABD Kongresinde bu mutabakata yönelen itirazlar da göstermektedir ki ABD siyasetinin kendi içinde bile netleşmemiş, çalkantılı ve sancılı bir zemini vardır. Uluslararası dünyanın tüm bu keşmekeşine rağmen ABD ile İran arasında müzakere kapısının açık tutulması ve İsviçre'nin ev sahipliğinde mutabakat görüşmelerine başlanması, Hürmüz Boğazı'nda güvenli geçişin, deniz ablukasının kaldırılmasının ve Lübnan sahasında ateşin durdurulmasının konuşulmasını dikkatle izliyoruz. İnsanlığın huzuru adına bunu olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz. Ne var ki asıl mesele, masada verilen sözlerin karşılık bulmasıdır. İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarının mutabakat sürecini gölgelediği, İran tarafının bu saldırıların devamı hâlinde müzakerelerin durdurulabileceği yönünde açık uyarıda bulunduğu görülmüştür. Lübnan'da işgal altında olmayan bölgelerdeki saldırıların İsrail tarafından durdurulmasına yönelik gelişmelere elbette değer veriyoruz. Ancak bölgeyi kan gölüne çeviren Siyonist tedhiş merkezinin bir günde barış meleğine dönüşmeyeceği de unutulmamalıdır. Bu nedenle meseleye ihtiyatla bakıyoruz. Lübnan'da ateşkes kalıcı ve ülkenin tüm topraklarını kapsayacak biçimde olmalıdır. Mutabakat zaptı harfiyen uygulanmalı ve Hürmüz'de güvenli geçiş kesintisiz sağlanmalıdır. Hürmüz'den Doğu Akdeniz'e uzanan, Lübnan'da başlayıp Amerika Birleşik Devletleri'nde yankılanan her sarsıntının millî güvenliğimiz ve bölgesel istikrarımız bakımından ne anlama geldiğini soğukkanlılıkla takip etmeliyiz. 2015'te İran Nükleer Anlaşması'nı imzalayanlar, 2018'de aynı anlaşmadan çekilmişlerdi. Dün yaptırım diyenler, bugün yaptırımların kaldırılmasını konuşmaktadır. Dün deniz ablukası diyenler, bugün Hürmüz'de güvenli geçişi tartışmaktadır. Dün İran'ı mutlak tehdit olarak kodlayanlar, bugün 60 günlük nihai anlaşma takvimini ilan etmektedir. Dün kara dediklerine bugün ak diyenlerin, dün yerin dibine batırdıklarını bugün el üstünde tutanların, dün pusu kurduklarına bugün kucak açanların terazisiyle pazara gitmeyecek, onların defteriyle hesabımızı görmeyeceğiz.
Biz dünyaya Ankara'dan bakar, dünyayı Türkçe okur, yarınımızı dünün ışığında Türkçe tayin ederiz. Ukrayna Savaşı'nda İstanbul görüşmelerine ev sahipliği yapan, Karadeniz'de dengeleri gözeten, Montrö rejiminin hassasiyetini koruyan, Ukrayna'nın savunma kapasitesine katkı sunarken bölgesel savaşın yayılmaması için diplomatik kanalları açık tutan Türkiye'dir. Suriye'de sınır güvenliğini sağlamak, terör koridorunu parçalamak, milyonlarca sığınmacının geri dönüşünü mümkün kılacak zemini oluşturmak için sahada bedel ödeyen Türkiye'dir. Turan Koridoru'ndan hayat bulacak Avrupa-Asya bağlantısına kadar yeni jeopolitik sayfayı okuyan Türkiye'dir. Doğu Akdeniz'de enerji denklemlerinin dışında bırakılmak istenen fakat sahada ve masada varlığını kabul ettiren Türkiye'dir. Son sözü söylemeden ne Adalar Denizi'nde ne de Doğu Akdeniz'de kalem oynatılmayan ülke Türkiye'dir. Bütün bunları görmeden Türkiye'ye rapor yazanlar haritaya bakıyor ama bizi göremiyorlar. Bizi tanımıyorlar. Sonraki adımımızı kestiremiyorlar. Ufkumuzu kavrayamıyorlar. Avrupa'nın kibir sarhoşluğundan mütevellit içine düştüğü feraset yoksunluğu bugün gün gibi ortadadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne, Milliyetçi Hareket Partisi'ne, Ülkü Ocaklarına, Mavi Vatan davamıza ve yavru vatanımız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerindeki politikalarımıza çamur atmaya kalkıp Ankara'dan stratejik iş birliği bekleme devri çoktan kapanmıştır. Brüksel istediği kadar kalem oynatsın. Ankara'dan duyulan sadece izansızlığın yankısıdır. Kurt puslu havayı sever ama her pusu kuran da kendini avcı bellememelidir. Türkiye'ye pusu kuranlar, ava giderken avlanacaklarını da iyi bilmelidir. Türkiye kendi yolunda, kendi aklıyla, kendi iradesiyle ve Cenab-ı Allah'ın inayetiyle yürümeye devam edecektir. Rüzgârımız arkamızda, yelkenimiz fora, pusulamız belli, niyetimiz ciddi, yeminimiz istikbaldir. Gök kubbenin altında, ebedî Türk yurdu Anadolu'da, Kıbrıs Türkü'nün haklı davasında ve Mavi Vatan'ın her damlasında ilelebet var olacağız. Şimdi Amerika-Siyonist iş birliği için "Ben patronum." diyenlere sesleniyorum. Dağa bir serçe konsa dağ ne kazanır? Dağdan bir serçe kalksa dağ ne kaybeder? Amerika dağ isen, serçeleri kov gitsin!
Dünyanın en iyi tatil yerleri listesi! Rota Türkiye'ye kayıyor, işte nedeni🤫