NE İSTEDİNİZ BU KAPLUMBAĞALARDAN
İNSAN bazen aynı hafta içinde aynı minvalde 3 haber okuyup kendi türünden utanıyor.
Kuşadası’ndaki Davutlar Plajı açıklarında bir deniz kaplumbağası... Ayağına taş bağlanmış, denizin ortasında çırpınıyor. Neyse ki amatör balıkçılar fark ediyor da 4 saatlik uğraşla kurtarıyorlar zavallıyı.
Bu olaydan 3 gün sonra, ikinci haber Antalya’dan geliyor. Bu kez kaplumbağa yuvalarını korumak için kurulan kafeslerin üzerinde mangal yakılmış. Ateş sönmüş, kömürler kalmış, çöpler bırakılmış...
Üçüncü haber ise dün sabah İzmir’den düştü ekranıma. Pamucak Sahili’nde yüzgecine yine parke taş bağlanmış halde ölü bir yeşil deniz kaplumbağası bulundu.
Gerçekten çok merak ediyorum: Bu nasıl insanlık? Nasıl bir vicdan?
Ne geçiyor mesela bunları yapanın aklından o an?
Sadist bir eğlence mi? Kendini ispatlama çabası mı?
Bir kaplumbağanın yüzgecine taş bağlarken ya da yuvasının üstünde tavuk kanat yaparken, vicdan tam olarak hangi noktada devre dışı kalıyor mesela?
Bir canlıyı göz göre göre ölüme gönderen zihniyetle, bir insan öldüren zihniyet arasında ne fark var?
Nasıl bir öfke, nasıl bir nefret bu?
Aklım almıyor.
Daha da ilginci, her olaydan sonra aynı savunma:
“E, çocuklar yapmıştır...”
Eğer bunu bir çocuk yaptıysa durum daha da vahim demektir. Bugün kaplumbağaya bunu yapan yarın sana neler yapar? Ahmet Minguzi örneği önümüzde...