İyi restoranlar sadece iyi yemek sunmaz!
Atina son yıllarda Avrupa’nın en heyecan verici gastronomi şehirlerinden biri haline geldi. Akropolis hâlâ yerinde duruyor ama şehrin gerçek enerjisi artık müzelerde değil, sofralarda yaşanıyor. İstanbul gibi burada da tarih yalnızca seyredilen bir şey değil, günlük hayatın parçası.
İlk günlerde Karamanlidika ve Ta Vlachika gibi mekânlarda Atina’nın kökleriyle tanışıyorsunuz. Karamanlidika’da yediğim köfteler ve turşuyla servis edilen taze ançüezler bana Anadolu’nun karşı kıyıdaki kuzenini hatırlattı. Ta Vlachika’daysa dostum Süper Mario’nun tavsiyesiyle yediğim kokoreç ve kuzu güveç, iyi ürün ve doğru pişirmenin çoğu zaman yeterliliğini kanıtlıyordu.
Atina’nın beni şaşırtan taraflarından biri de uluslararası mutfaklara yaklaşımı oldu. Ekiben Kitchen seyahatin en keyifli sürprizlerinden biriydi. Karaage (derin yağda kızartılmış et lokmaları) kusursuza yakındı; dışı çıtır, içi sulu. Beef tsukune ramen (köfteli ramen) ise güçlü et suyu, diri erişteleri ve iyi pişmiş yumurtasıyla Tokyo’da sırıtmayacak bir seviyedeydi. Üstelik çıkışta Miles Davis’in ‘Bitches Brew’ plağını bulmak da cabasıydı. Aynı grubun Birdman isimli restoranındaysa servis pazar yoğunluğuyla biraz zorlansa da Atina’nın artık yalnızca Yunan mutfağıyla değil, dünya mutfaklarıyla da konuşulması gerektiğini gösteriyordu.😐