Tatlı kerevit ve kemik iliği…
Gecenin zirvesiyse çiğ kerevit ve kemik iliğinin buluştuğu tabaktı. Menüde görünce ben de bir an duraksadım; kâğıt üzerinde fazla iddialı duran bir fikir gibiydi. Ama ilk lokmadan sonra bütün şüphelerim dağıldı. Kerevitin tatlılığı ve hafif mineral karakteri, kemik iliğinin yoğunluğuyla son derece doğal birleşiyordu. Gecenin en yaratıcı tabağı buydu ve bunu gösterişle değil, sadece lezzetle anlatıyordu.
Ana yemekte gelen kömür ateşinde pişmiş kırlangıç da aynı çizgiyi sürdürüyordu. Türkiye’de daha çok buğulamasıyla bildiğimiz bu balık burada farklı bir karakter kazanmıştı. Ateş hissediliyordu ama hiçbir zaman ürünü gölgelemiyordu.
Yemek boyunca dikkatimi çeken şey, mutfağın sürekli aynı seviyede kalabilmesiydi. Bir tabakla zirve yapıp diğerinde düşen restoranlardan değildi. Teknik ve bilgi vardı ama bunlar hiçbir zaman yemeğin önüne geçmiyordu. Şefin amacı sizi şaşırtmak değil, size iyi yemek yedirmekti.
Atina’da birçok iyi restoran var. Ama bu seyahatten geriye tek bir rezervasyon hakkım kalsaydı onu hiç düşünmeden Linou Soumpasis k Sia’ya ayırırdım. Çünkü iyi şehirler gibi iyi restoranlar da size yalnızca yemek sunmaz, karakter sunar.🙄