Avrupa’daki siyasi parti isimleri
Avrupa’da şu anda iktidardaki siyasi partilerin genelde geleneksel isimleri yeğleyen eski partiler olduğunu görüyoruz. “Demokrat” en çok karşılaşılan sıfat. Bu, bazılarında “Sosyal Demokrat” (Bosna Hersek, Danimarka, Litvanya, Slovakya, Slovenya) bazılarında “Hristiyan Demokrat” (Almanya), kimilerinde ülkenin adının önüne gelecek şekilde (Andorra Demokratları, Hırvatistan Demokrasi Partisi, Sloven Demokrasi Partisi vb.) görünür oluyor. Demokrasi, diğer bazı devletlerde bir ittifakın adı (İzlanda veya Portekiz) olarak ortaya çıkıyor.
Halk partileri (Avusturya, İsviçre) veya işçi partilerinin (Birleşik Krallık, İspanya, Malta, Norveç) sayısı da az değil. Bunlara sosyalist (Arnavutluk, İspanya) ya da liberal (Romanya) gibi ideolojik vurgular içeren partiler de eşlik ediyor. Doğu Avrupa’da (Bulgaristan, Sırbistan) “ilerleme” de alıcısı olan bir sözcük.
Dolayısıyla özel bir ideolojiye gönderme yapılmıyorsa “işçi”, “halk”, “demokrat” gibi sözcükler hâlâ yaygın.
Bunların dışında kalan ve farklı isimlere sahip önde gelen yeni partiler şöyle:
Rönesans/Yürü! (Fransa)
İtalya’nın Kardeşleri (İtalya)
Tisza Partisi (Macaristan)
Halkın Hizmetkârı (Ukrayna)
Bunların ortak özelliği, geleneksel adlar yerine bir hikâye, duygu veya sembol üzerinden siyasal kimlik inşa etmeleridir. Bu nedenle isim, ideolojiyi tanımlamaktan çok bir siyasal markaya dönüşmektedir. Kimisi bir millî marşa, kimisi bir televizyon dizisine, kimisi tarihsel bir metafora, kimisi ise coğrafi bir simgeye gönderme yapmaktadır. Bu partilerin çoğu da son on beş yılda ortaya çıkan yeni siyasal hareketlerdir.
Örneğin Ukrayna’da Zelenskiy’nin “Halkın Hizmetkârı” partisi, belirgin bir ideolojik omurgaya sahip değildir. Parti, adını Zelenskiy’nin başrolünde oynadığı aynı adlı diziden alıyor. Dizide sıradan bir tarih öğretmeni yolsuzluk karşıtı çıkışıyla cumhurbaşkanı oluyordu. Sonra bu kurgu gerçek siyasete çevrildi. Parti 2018’de resmen kuruldu.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un partisinin adı Rönesans. İdeolojik konumunu bilinçli biçimde esnek bırakan parti 2016’da En Marche! (İleri! veya Yürü!) adıyla kuruldu. İsim, hem “harekete geçmek” anlamına geliyor hem de Macron’un ad ve soyadının baş harflerini (E.M.) çağrıştırıyordu. 2017 seçimlerinde Macron’u iktidara taşıdı, 2022’de adını Renaissance (Rönesans) olarak değiştirdi. Yeni isim, Fransa’nın ve Avrupa’nın “yeniden doğuşu”, reform ve yenilenme fikrini vurgulamak amacıyla seçildi.
İtalya’nın Kardeşleri, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin partisinin adı. Adını, İtalya millî marşının ilk sözlerinden alıyor. Milliyetçi ve muhafazakâr sağ gelenekten gelen parti 2012 yılında kuruldu. 2022 genel seçimlerinde birinci parti olarak iktidara geldi ve Meloni İtalya'nın ilk kadın başbakanı oldu.
Macaristan’daki TISZA’nın tam açılımı “Saygı ve Özgürlük Partisi”. Parti, adını hem resmî ismindeki kelimelerin baş harflerinden hem de Tisza Nehri’nden alıyor. Avrupa yanlısı yönünü öne çıkaran ve ideolojik açıdan liberal-muhafazakâr bir yere duran bu parti 2021’de kuruldu. Özellikle 2024’te Péter Magyar’ın liderliği üstlenmesiyle ülke siyasetinde hızla yükseldi. Kısa sürede Macaristan'da Viktor Orbán ve iktidardaki Fidesz’in en güçlü rakibi hâline geldi.
Parti adındaki ikili gönderme Macar siyasetinde yaygın Orbán’ın Fidesz partisi de Macar Yurttaş Birliği’nin kısaltmasının yanı sıra Latince “fides” (yani “inanç, sadakat, güven”) sözcüğünü çağrıştırıyordu.
Bu örneklerin ortak özelliği, klasik ideolojik parti adlarından uzaklaşmalarıdır. “Demokrat”, “Halk”, “İşçi” veya “Sosyalist” gibi seçmene doğrudan bir siyasal yönelim vaat eden isimlerin yerini duygu uyandıran, hikâye anlatan ve güçlü çağrışımlar oluşturan siyasal markalar almaktadır. Bu, çağdaş siyasetin giderek programlardan çok lider, imaj ve iletişim stratejileri üzerinden yürütülmesinin de bir yansımasıdır. Parti adı, seçmene “neyi savunduğunu” söylemekten çok, nasıl bir duygu ve aidiyet vaat ettiğini anlatmaktadır. Başka bir ifadeyle isim, programın önüne geçen bir siyasal iletişim aracına dönüşmüştür.
Bu yeni durum çokça eleştiriyi hak ediyor. Hatta ben bu postmodern siyaset anlayışından hayli rahatsızım. İdeolojilerin yerini sloganların, programların yerini hikâyelerin, partilerin yerini markaların aldığı bir siyasal dilin demokratik tartışmayı da sığlaştırdığı kanaatindeyim. Ne var ki bunun günümüz siyasetinin önemli bir gerçeği hâline geldiği de açık.
Kendi adıma, “Halk Partisi” veya “Yurtseverler Partisi” gibi, bir siyasal aidiyeti ifade eden isimleri kötü bulmuyorum. Fakat geleneksel adlandırmaların pek çok kişi için hiçbir heyecan uyandırmadığını ve klişe bulunduğunu da biliyorum.
Bu nedenle geleneksel adlar ile içeriği belirsiz, yalnızca hissiyat üretmeye çalışan postmodern siyasal markalar arasında bir yerde duran seçenekler optimum sayılabilir.
Örneğin Halk Partisi isminin “Hırsızlığa Arsızlığa Liyakatsizliğe Karşı” (HALK) Partisi şeklinde takdir edilmesi fena bir fikir olmayabilir. Keza “Demokrasiye dönüş” arayışını yansıtan “Türkiye ittifakı”nın mantığı bu mercekten yansıtılabilir.🤨