‘GERÇEK’ YAŞAMA BAĞLANMAK DAHA ZOR
Ya kitap, gazete okuma alışkanlıklarımızın kaybolması... TV izleme ya da sosyal medyada vakit geçirme sürelerinin her geçen yıl artması... Yorumu şu:
“Artık yaşam, yalnızca gerçek hayatın kendisi değil, sosyal medya mecralarında da akan bir başka yaşam var. Birçok insan için gerçek yaşama bağlanmak hem maddi nedenlerle hem de şehir hayatının getirdiği trafik, güvenlik ve yorgunluk gibi zorluklarla giderek güçleşiyor. Bu nedenle de sosyal medya, gerçek hayatın bir ikamesi olarak kullanılıyor. Örneğin birçok kişi maça gitmek yerine evde izliyor; çünkü stadyumu tehlikeli buluyor. ‘Kim bilir başıma ne gelir’ diye düşündüğünden, dışarı çıkıp trafiğe karışmak yerine, evde sosyal medyaya bakıyor.”
“Bir başka etken de gösteri toplumuna dönüşmüş olmamız. İnsanlar, sosyal medyadan görüp, beğendiği ama çoğu zaman ulaşamayacakları o hayatların bir parçasıymış gibi hissedebiliyor. Ünlü birini takip ederken, sanki onun çevresindenmiş, onun sosyal hayatına dahilmiş gibi bir duygu yaşayabiliyor. Bu da sosyal medyanın çekiciliğini artırıyor.”
ÜCRETSİZ GÜVENLİ VE ERİŞİLEBİLİR SPOR ALANLARI YOK
- Sanırım hareketsizlik de ekran ve sosyal medya bağımlılığı ile doğru orantılı?
“Tam olarak. Özellikle büyük kentlerde hayat zaten çok yoğun ve yorucu. Spora ayıracak ne zaman ne de enerji kalıyor. Üstelik birçok yerde ‘ücretsiz’, güvenli ve erişilebilir spor alanları da son derece kısıtlı. Yanı sıra sporun endüstrileşmesiyle birlikte spor, yapılan ve deneyimlenen bir şey olmaktan çok izlenen bir aktiviteye dönüşmüş durumda.”
ÇOK UYUYOR OLABİLİRİZ AMA İYİ UYUMADIĞIMIZ KESİN
Uzman Psikolog, Dr. Serap Duygulu da bu ve benzeri anketlere katılanların her zaman gerçek verileri paylaşmadığını belirterek, “Çünkü insanlar çoğu zaman gerçekte oldukları kişiyi değil, olmak istedikleri kimliği yansıtır” yorumunu yapıyor araştırmanın uyku kısmı ile ilgili olarak. Ve ekliyor:“Gece 03.00’te yatıp sabah geç uyanmak da kaliteli uyku anlamına gelmez. REM uykusu dediğimiz, beynin ve bedenin en çok dinlendiği dönem genellikle gece 23.00 ile 02.00 arasındadır. O dönemi kaçırıyorsanız, 8-9 saat uyusanız bile kaliteli uyumuş sayılmazsınız. Kaliteli uyku olmadığında melatonin dengesi bozulur, serotonin üretimi olumsuz etkilenir. Kişi, sürekli yorgun, bitkin, isteksiz ve mutsuz hisseder. Sokağa çıkın ve insanların yüzüne bakın. Gülen, şarkı söyleyen, keyifle yürüyen kaç kişi var? Çok az. En küçük sese, en küçük temasa bile tahammülümüz kalmadı. Dolayısıyla belki ‘uzun’ uyuyoruz ama ‘iyi’ uyuduğumuzu söylemek mümkün değil. Depresyonda mıyız bilemiyorum ama toplum olarak çok gergin ve mutsuzuz demek daha doğru.”
ÇOK GERGİN VE MUTSUZUZ
Peki neden? Yanıtı şu:
“Dış uyaranlar çok yoğun. Deprem, savaş, ekonomik sıkıntılar, işsizlik... Aynı anda sosyal medyada ise sürekli mutlu, eğlenen, kusursuz hayatlar görüyoruz. Bu da ciddi bir kimlik sıkışması yaratıyor. ‘Onlar böyle yaşıyor, ben neredeyim?’ sorusu oluşuyor. İnsan zamanla kendi hayatının anlamını ve amacını sorgulamaya başlıyor. Çünkü insan sadece yemekle doymaz. Kültüre, sanata, tatile, gezmeye, sosyal yaşama da ihtiyaç duyar. Bunu yapamıyor olmak da mutsuzluğu tetikliyor. Antidepresan kullanımı maalesef yüzde 70’e yakın arttı. Buradan herkesin psikiyatrik olarak hasta olduğu sonucu da çıkarılmamalı elbette. Ancak asıl sorun, toplum olarak artık yaşadığımız hayata karşı tahammülümüzün azalmış olması.
Dolayısıyla psikologlar, psikiyatristler, sosyologlar ve sosyal hizmet uzmanları birlikte hareket edip, bilinçli çalışmalar yapmazsa, ileride daha ağır psikolojik travmalarla karşılaşabiliriz.”
SPOR YAPMAK ZAMAN VE PARA MESELESİ
- Bu mutsuzlukla spor da yapmıyoruz, öyle mi?
“Aynen öyle. Çünkü insanların büyük bölümü artık hayatta kalma modunda. Karnını doyurmak, barınabilmek ve çocuklarının sağlıklı olması temel hedef... Ki spor yapmak da söylendiği kadar kolay değil. Bunun için zaman ve bazen de maddi imkân gerekiyor.”