TÜRKİYE AÇISINDAN...
Türkiye açısından bakıldığında ise zirvenin sembolik değeri çok daha büyük. Türkiye, 1952’de katıldığı NATO’ya üyeliğinin 74. yılında, 2004 İstanbul Zirvesi’nin ardından ikinci kez bir NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. NATO’nun karşı karşıya olduğu tehditlerin önemli bir bölümü, Türkiye’nin çevresindeki coğrafyada şekilleniyor. Dolayısıyla zirvenin Ankara’da düzenlenmesi, Türkiye’nin İttifak içindeki jeopolitik ağırlığının da bir göstergesi olarak okunmalı. Ancak Ankara Zirvesi’ni asıl farklı kılan NATO’nun kendi içinde geçirdiği dönüşüm.
- Soğuk Savaş boyunca Sovyetler Birliği’ni çevrelemeye odaklanan NATO, 1990’lardan itibaren kriz yönetimi ve terörle mücadele eksenine yöneldi. Bugün ise bambaşka bir döneme giriliyor. Artık mesele yalnızca askeri güç bulundurmak değil; o gücü sürdürebilecek üretim kapasitesine, teknolojiye ve dayanıklı sanayi altyapısına sahip olmak.
- Bu nedenle Ankara Zirvesi, birçok uzmanın “NATO 3.0” olarak tanımladığı yeni dönemin ilk büyük sınavı olarak görülüyor.
- Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa’da klasik devletler arası savaş ihtimalini yeniden gündeme taşıdı.
- Ortadoğu’da Gazze krizi, İran-İsrail gerilimi ve Kızıldeniz’deki gelişmeler güvenlik dengelerini değiştirdi.
- Çin ile ABD arasındaki stratejik rekabet küresel ölçekte yeni bir güç mücadelesi başlattı.
- Yapay zekâ, insansız sistemler, elektronik harp ve hipersonik silahlar savaş kavramını yeniden tanımlıyor.
İşte tam da bu dönemde NATO’nun Ankara’da toplanması, Türkiye’nin yalnızca coğrafi konumundan değil, aynı zamanda kriz yönetimindeki rolünden de kaynaklanıyor. Türkiye, bugün NATO’nun doğu ve güney kanadını aynı anda görebilen tek büyük müttefiklerden biri konumunda. Karadeniz’de Rusya ile komşu, güneyinde ise Suriye, Irak ve Doğu Akdeniz’deki güvenlik sorunlarıyla iç içe. Montrö Sözleşmesi’nin uygulanmasından Karadeniz’deki dengeye, terörle mücadeleden enerji güvenliğine kadar pek çok başlıkta Türkiye’nin oynadığı rol, NATO’nun genel stratejisini doğrudan etkiliyor.