Ankara Zirvesi bu nedenle yalnızca Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı bir toplantı değil; NATO’nun 360 derece güvenlik yaklaşımının da somut bir yansıması olacak. İttifak uzun yıllar boyunca ağırlıklı olarak doğudan gelen tehditlere odaklanırken, Türkiye’nin ısrarla gündemde tuttuğu güney kanadı artık zirvenin temel başlıklarından biri haline geliyor. Bu durum, Ankara’nın uzun süredir dile getirdiği yaklaşımın NATO içinde daha fazla karşılık bulduğunu gösteriyor. Dikkat çeken bir başka unsur ise zirvenin kapsamı. NATO’nun 32 üyesinin yanı sıra Avrupa Birliği, Ukrayna, İstanbul İşbirliği Girişimi ülkeleri ile Asya-Pasifik ortaklarının da Ankara’da bulunması bekleniyor.
Bu tablo, NATO’nun yalnızca Avrupa-Atlantik güvenliğiyle sınırlı bir yapı olmaktan çıktığını; küresel ortaklık ağları üzerinden daha geniş bir güvenlik mimarisi kurmaya çalıştığını gösteriyor. Ve belki de en önemli soru şu olacak: NATO, değişen tehdit ortamına uyum sağlayabilecek mi? Ankara Zirvesi’nin önemi tam da bu soruya verilecek cevapta yatıyor.
CAYDIRICILIĞIN YENİ TANIMI
Uzun yıllar boyunca NATO için caydırıcılık, güçlü ordulara ve gelişmiş silah sistemlerine sahip olmak anlamına geliyordu. Bugün ise bu tanım genişledi. Artık caydırıcılık;
- Üretebilmek,
- Yenileyebilmek,
- Hızlı teslim edebilmek,
- Teknolojik üstünlük sağlayabilmek,
- Yapay zekâyı kullanabilmek,
- Siber saldırılara dayanabilmek,
- Kritik altyapıları koruyabilmek anlamına geliyor.
Bu nedenle Ankara Zirvesi’nde yalnızca kara, hava ve deniz kuvvetleri konuşulmayacak. Elektronik harp, uzay sistemleri, hipersonik tehditler, yapay zekâ destekli komuta-kontrol sistemleri, insansız hava araçları, uzun menzilli hassas vuruş kabiliyeti, entegre hava ve füze savunması ittifakın yeni caydırıcılık anlayışının parçaları olarak masaya yatırılacak.
- Zirvede öne çıkması beklenen sloganlardan biri de “Daha Avrupalı, daha yetenekli ve daha güçlü bir NATO.”
Ancak bu sloganın yalnızca Avrupa’nın daha fazla sorumluluk üstlenmesi anlamına geldiğini düşünmek eksik olur.
Esas amaç; ABD’nin omuzlarındaki yükü paylaşabilecek, kendi güvenliği için daha fazla kaynak ayıran ve bu kaynakları gerçek askeri kabiliyete dönüştürebilen bir Avrupa oluşturmak.
- Son yıllarda Washington’dan gelen mesajlar oldukça net. ABD’nin stratejik önceliği artık yalnızca Avrupa değil.
Hint-Pasifik, Çin, yeni teknolojik rekabet, küresel deniz yolları Amerikan dış politikasının ağırlık merkezini değiştiriyor. Bu nedenle Avrupalı müttefiklerin daha fazla sorumluluk üstlenmesi artık bir tercih değil, stratejik zorunluluk olarak görülüyor.