Keşke önce eski fotoğraflara bir baksalardı.
Bilmeyenlere kısa bir not: Ascot, İngiltere’nin en prestijli at yarışıdır. 18. yüzyıldan bu yana da yapılmaktadır. Kraliyet ailesinin de katıldığı, şapka ve kıyafet kurallarıyla ünlü bir organizasyondur.
İlk Gazi Koşusu ise 1927’de Ankara’da yapıldı.
Atatürk de tribündeydi.
O günden fotoğraflara bakalım...
Erkeklerin neredeyse tamamı şapkalı, kravatlı, takım elbiseli.
Kadınlar dönemin en zarif kıyafetlerini yine şapkaları ya da eşarplarıyla tamamlamış.
Yıl: 1928. Yer: Ankara. 2. koşu. Bu kez tribünde Afgan Kralı Emanullah Han ve Kraliçe Süreyya da var.
Bir başka fotoğraf... 1930’lardan...
1968’de 42. kez fakat bu kez İstanbul’da Veliefendi’de koşulan yarışta da 1970’lerde de manzara aynı. Değişen hiçbir şey yok.
Yani bu şapka meselesi dün başlamadı.
Fakat Gazi Koşusu zaten Cumhuriyet’in yeni sosyal hayatının bir parçası olarak doğdu.
Mustafa Kemal Atatürk, at yarışlarını “modern toplumlar için sosyal bir ihtiyaç” olarak görmüş ve 1926’da bu koşunun düzenlenmesini bizzat istemişti.
Üstelik 1925’te de Şapka Devrimi yapıldı. O yıllarda açık hava etkinliklerine şapkayla gitmek gösteriş ya da özenti değil, dönemin kamusal yaşam adabının doğal bir parçasıydı.
Yani hipodromda gördüğümüz o şapkalar, özenti bir moda değil, yüz yıllık bir geleneğin devamı.
Kaldı ki ben şuna inanıyorum: Zarafet ne Batı’nındır ne Doğu’nun.
Ne İngiliz’indir ne Türk’ün.
Zarafet, bulunduğun ortama ve karşındaki insana duyduğun saygıdır.
Bunu gösterebileceğimiz en güzel yerlerden biri ise hiç şüphesiz adında “Gazi” geçen bir koşudur.
TÜRK SPORUNUN ALTIN ÇAĞI KADINLARIN OMUZLARINDA
BİR zamanlar bu ülkede spor ve başarı denince akla önce futbol gelirdi.
En büyük alkış onlarındı.
En büyük manşet de...
Sonra pek fark etmedik ama bir şey değişti.
Dünyanın en büyük spor organizasyonlarında Türk bayrağını taşıyanlar yavaş yavaş kadınlar oldu.