‘Dezenformasyonun’ içine gizlenmiş ‘itibar’
Salim Kadıbeşegil’in “Dezenformasyon içine gizlenmiş itibar” başlıklı yazısı dışarıda yayımlandı. BrandMap dergisi yazarlarının katkıları ile çıkan yayındaki yazımı aşağıda paylaşıyorum, diyor:
“Dezenformasyon” yaşamın ta kendisi oldu! Yapay zekâ şöyle tanımlıyor: “Dezenformasyon, en basit tanımıyla, yanlış veya doğruluğu bulunmayan bilginin kasıtlı ve bilinçli olarak yayılması anlamına gelir. Bu kavramın temelini oluşturan en önemli unsur, bilginin yayılmasındaki kötü niyet ve amaçlılıktır.” Bu tanımın içindeki “kötü niyet” içimizdeki ses olarak yaşamın kılcal damarlarına yansıyıveriyor. Damarlarımızda kan yerine bilginin dolaştığını varsayacak olursak kötü niyetin bilgiyle evlendirilmesinin sonucunda ne elde edilmek istendiği ve kimin çıkarı için yapıldığına bakmamız gerekmez mi? Ben daha kestirme bir tarif vereyim: İçinde etik olmayan her şey!
Örneğin hayatımıza greenwashing, (Yeşil aklama, yeşil badanalama) artwashing, whitewashing gibi kavramlar girdi. Bu kavramlarla etiketlendirdiğimiz markalar ve şirketler başta insan hakları ve ekolojik çevreye duyarlı toplum kesimleri ile “dezenformasyonculuk” oynuyorlar.
Sıfır Atık şöyle tanımlıyor: “Greenwashing ya da yeşil aklama, bir markanın ya da kuruluşun çevreye karşı sorumlu davrandığını öne sürüp bu konuda yanlış ve eksik bilgi vermesi olarak tanımlanabilir. Kendisini çevreci olarak tanımlayarak tüketiciyi yanıltan tanıtımlar yapan ancak bu şekilde üretim yapmayan markalara ‘greenwashing’ yapıyorlar diyebiliriz.”
Yani bir “kandırıkçılık” söz konusu. Birilerinin “itibara” ihtiyacı var. Bakıyorlar toplumun yükselen değerleri arasında ekolojik duyarlılık var. Kendilerinde bu duyarlılık olmamasına karşın “varmış” gibi iletişim yapıyorlar! Çünkü tüketicinin bilinçli adımlar atarak alışverişte sürdürülebilir ve çevre dostu markalara yönelmesi onları yakından ilgilendiriyor!
İçine itibar sosu katılmış dezenformasyon olan “Greenwashing” yeşil pazarlama sayesinde palazlandı. Aslında yeşil pazarlama bir stratejik kurgu. Bir iş stratejisi. Naif bir gerekçesi var: Çünkü biz zaten çevre duyarlı bir iş modeli ile çalışmalarımızı yönetiyoruz. “İşte bunlar da belgeleri” denilebilecek yasal ve tutarlı dayanakları var. “Yeşil pazarlama stratejisi, dünyamızı tehdit eden çevresel faktörler ve iklim krizi düşünüldüğünde toplumsal bilinci artırmak için yararlı bir yol olarak düşünülebilir.”Bunu böyle düşünen ve uygulayan şirketler ve markalar “naif” olabilirler ama rekabet ortamı pek öyle değil! Alışveriş kasalarında tüketici tercihlerinin sürdürülebilir kalkınma ilkeleri duyarlılık lehine, hatta daha fazla para ödeyerek satın alma eğilimi göstermesi bu duyarlılığı henüz sistemine dahil etmemiş markaları farklı bir şekilde tetikleyebiliyor! İşte greenwashing’le böylece tanışıyoruz.