Bu düzenin manevi önderi Ateşbaz-ı Veli’dir. Dünyada adına türbe yapılan kaç aşçı vardır bilmiyorum. Çünkü Konya’da aşçı, yalnızca yemek yapan kişi değil, kültürü taşıyan ve insan yetiştiren kişidir.
Mevlana’nın “Hamdım, piştim, yandım” sözü de mutfakta bambaşka bir anlam kazanır. Ateş sadece kazanın altında yanmaz. İnsan da o ateşin etrafında pişer.
Paylaşma ve disiplin var
Bugün Türk mutfağını dünyaya çoğu zaman tariflerimizle anlatıyoruz. Oysa bizi farklı kılan tariflerden çok onları doğuran medeniyet fikridir. Japon mutfağı Zen’le, Fransız mutfağı saray geleneğiyle anılıyorsa, Türk mutfağının en güçlü hikâyelerinden biriyse Matbah-ı Şerif’te saklıdır.
Çünkü burada sürdürülebilirlik, mevsimsellik, israf etmeme kültürü, paylaşma ve disiplin var. En önemlisi de insanı merkeze alan bir mutfak anlayışı var. Gastronominin bugün yeniden keşfetmeye çalıştığı pek çok değer Konya’da yüzyıllardır yaşatılıyor.
18 ve 19 Temmuz’daki Konya Kültür Yolu Festivali’nde birlikte yalnızca yemek pişirmeyeceğiz. Bir mutfağın nasıl insan yetiştirdiğini ve Türk mutfağının neden tam da buradan dünyaya anlatılması gerektiğini konuşacağız. Belki de Türk mutfağının dünyaya söyleyeceği en güçlü söz bir tarif değildir. Sekiz asırdır Konya’da sessizce kaynayan o kazandır.
Çünkü o kazanda yalnızca yemek pişmedi. Sabır pişti. Edep pişti. İnsan pişti. Ve bir medeniyet mutfağın ateşiyle dünyaya örnek oldu.