HANGİ İRAN
ABD ile İran arasında 17 Haziran’da imzalanan mutabakattan sonra özellikle üç yazı kaleme almıştım:
-İran’ın içi dışı bir mi
-İran’ın harcayacağı şans
- Derin rejim
Bütün bu yazılarda dikkat çekmeye çalıştığım husus... Taraflı tarafsız herkesin “İran kazandı” dediği mutabakat zaptını sabote etmek için İran rejiminin içindeki, rejimden beslenen, radikal yönetim tarzından, Batı’ya ve dünyaya kapıları
kapatmaktan beslenen kliklerin yapacaklarıydı.
Ve tam da dediğim gibi oluyor...
ABD, İran’a yönelik petrol ihracatı yaptırımlarını kaldırmışken, İran istediği gibi, istediği para biriminde, istediği kadar petrol satmaya başlamışken içeriden bir kesim “yetmez, Hürmüz bizim olacak” dayatmasıyla haftalardır sivil gemilere ve sivil mürettebata saldırıyor.
Nereden baksan ahmakça...
İçeride müthiş bir kavga var.
Bakın... Tüm sac ayaklarını “Amerika’ya ölüm” üzerine kurmuş bir rejim için dış dünyaya açılmak, refah, Batı yatırımları, dünyaya entegrasyon demek rejimin kendi kendini bitirmesi demek.
Rejim bunun farkında değil mi? Gayet farkında.
Hamaney’in cenazesinde saldırıya uğrayan Pezeşkiyan’ın da, devlet kanalında yayını kesilen Kalibaf’ın da, taşlı saldırıya uğrayan Arakçi’nin de hedef gösterilmesinin sebebi bu.
“Şeytanla iş birliği” diyerek tüm süreci baltalamaya, İran’ı kendi içine hapsolmuş bir döngüye geri döndürmeye çalışıyorlar.
Peki bu ülkeyi kim yönetiyor sahiden? Bunun cevabı ortada yok. Mücteba? O da babasının cenazesinde bile ortalıkta yok.
İranlı müzakerecilerin Amerikalılara ilettikleri “Hürmüz saldırısı sistem içindeki bir hatadan kaynaklı” sözleri de fiyaskonun boyutunu ortaya koyuyor.
Bekleyip göreceğiz...
Sistem savaşını İran’ın ve halkının refahı için anlaşma yolu arayanlar mı kazanacak?
Yoksa kendi refah ve meşruiyetlerini sistem üzerinden devşirenler mi?