İSTANBUL’UN COĞRAFİ İŞARET KARNESİ ZAYIF
Türkiye’de en az coğrafi işaretli ürünün İstanbul’da olduğunu söylesem... Evet evet, dünyanın en katmanlı yemek şehirlerinden biri en az coğrafi işarete sahip birkaç şehir arasında.
İstanbul’un gastronomi alanındaki tescilli değerleri sadece 6 adet: Şile kestane balı, Silivri yoğurdu, Çatalca ormanlı pirinci, Boğaziçi lüferi, İstanbul simidi ve Eminönü balık ekmek...
Oysa İstanbul yalnızca bir şehir değil; yüzlerce yıllık tariflerin, üretim geleneklerinin ve semt kültürlerinin iç içe geçtiği yaşayan bir gastronomi arşivi.
Bu konuda en yoğun çalışan kurumlardan biri İTO. Özellikle Boğaziçi Lüferi’nin tescil sürecinde uzun yıllardır yürüttükleri çalışmaların önemli payı var.
İstanbul Ticaret Odası Restoranlar Komitesi Başkanı Ebru Koralı, Boğaziçi Lüferi’nin geçen yıl coğrafi işaret almasının yalnızca gastronomi açısından değil, denizlerin geleceği açısından da çok önemli olduğunu söylüyor. “Boğaziçi Lüferi o eşsiz lezzetine ve ideal boyutuna İstanbul Boğazı’ndan geçerken ulaşıyor. Bu nedenle tescil çok değerliydi. Ancak asıl mücadelemiz burada bitmiyor. Yaprak, çinekop ve sarıkanat dönemindeki yavru lüferlerin bilinçsiz şekilde avlanması popülasyonu tehdit ediyor. Lüferi korumak yalnızca bir lezzeti korumak değil; deniz ekosistemini ve sürdürülebilir balıkçılığı korumak anlamına geliyor.”
Şimdiki hedefleri ise lakerda, manda yoğurdu ve İstanbul’un sütlü tatlıları. Tavukgöğsü ve kazandibi gibi bu şehrin hafızasında yer etmiş ürünlerin de hak ettiği korumaya kavuşması için çalışıyorlar.
Bence de mesele tam burada başlıyor. Coğrafi işaret, bir ürüne rozet takmak değil; onu gelecek kuşaklara doğru reçetesiyle, doğru üretim yöntemiyle ve doğru hikâyesiyle aktarabilmek demek.