TARTIŞMALARIN DAYANAĞI NE
Başvuruda en çok üzerinde durulan konulardan biri de Ek Protokol’ün 41. maddesinde düzenlenen “mevcut durumun geriye götürülememesi (standstill)” ilkesi. Bu hükme göre Türk vatandaşlarının yerleşme ve hizmet sunma özgürlüğünü sonradan daha da zorlaştıracak yeni kısıtlamalar getirilemeyeceği savunuluyor. Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın yerleşik içtihatlarında, özellikle Soysal, Savaş ve Abatay kararlarında da bu ilkeye ilişkin önemli değerlendirmeler bulunuyor. Başvuru sahiplerine göre, bu içtihatlara rağmen Türk vatandaşlarına uygulanan vize prosedürleri yıllar içinde giderek ağırlaştı. Avrupa Komisyonu ise bu süreçte hukuki yükümlülüklerini yerine getirmedi.
NEYİ İNCELEYECEK
Burada önemli bir hukuki ayrım var. Avrupa Ombudsmanı bir mahkeme değil. Vizeyi kaldıracak ya da Avrupa Birliği hukukunu değiştirecek bir karar vermeyecek. Ancak Avrupa Komisyonu’nun uzun yıllardır devam ettiği ileri sürülen bu eylemsizliğinin “kötü yönetim” oluşturup oluşturmadığını inceleyebilecek. Dosyanın merkezindeki soru ise oldukça açık: Avrupa Komisyonu, Avrupa Birliği açısından bağlayıcı uluslararası anlaşmaların uygulanmasını sağlamayarak kendi hukuki yükümlülüklerini yerine getiriyor mu?
İşte Avrupa Ombudsmanı’nın cevap arayacağı temel mesele bu. Bu sorunun yanıtı yalnızca Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri açısından değil; Avrupa Birliği kurumlarının hesap verebilirliği, hukukun üstünlüğü ve kendi hukukunu uygulayıp uygulamadığı bakımından da önem taşıyor.
Unutulmamalı ki Avrupa Ombudsmanı henüz başvurunun esası hakkında herhangi bir değerlendirme yapmış değil. Bu köşede yer verilen hukuki görüşler, başvuru sahiplerinin iddialarını yansıtıyor. Ombudsmanın incelemesi sonunda farklı bir hukuki sonuca ulaşması da mümkün.
VATANDAŞI NEDEN İLGİLENDİRİYOR
* Schengen vizesi almak isteyen milyonlarca Türk vatandaşını doğrudan etkiliyor.
* İhracatçıların ve iş insanlarının Avrupa pazarına erişimini zorlaştırıyor.
* Öğrencilerin, akademisyenlerin ve sanatçıların serbest dolaşım imkanlarını etkiliyor.
* Avrupa Birliği’nin imzaladığı uluslararası anlaşmalara ne ölçüde bağlı kaldığına ilişkin önemli bir hukuki tartışma başlatıyor.
Avrupa Ombudsmanı’nın yapacağı hukuki değerlendirme, yalnızca vize tartışmasının değil, Avrupa Birliği’nin kendi hukukunu nasıl uyguladığının da önemli bir göstergesi olacak. Ve belki de Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde hukuki zeminin nasıl işletildiğine ilişkin önemli bir emsal oluşturacak. Avrupa Ombudsmanı’nın önündeki başvuru, siyasi tercihlerin doğruluğunu veya Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinin geleceğini değerlendiren bir dosya değil. Ve belki de Avrupa Birliği kurumlarının kendi hukuk düzenlerinden ve tarafı oldukları uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklere uygun hareket edip etmediklerini sorgulayan bir hukuki hesap verebilirlik sorununu çözebilecek.🤨