Ben ilk gördüğümde içimden “Kesin ben o kapıya çarparım” dedim.
Ama birkaç dakika sonra oyunun büyüsüne kapılıyorsunuz.
Padelin en eğlenceli tarafı da burada başlıyor. Attığınız çok sert bir top bile camdan sekip tekrar oyuna dönebiliyor.
Yani “Vurdum, sayı, bitti” diye bir şey yok.
Tam tersine, rakibiniz camı kullanarak topu tekrar size gönderebiliyor.
Bu da oyunu sadece güç sporu olmaktan çıkarıp ciddi anlamda strateji ve zekâ oyununa dönüştürüyor.
Teniste alışık olduğumuz forehand, backhand, vole ve smaç elbette burada da var.
Ancak padelde özellikle kesmeli vuruşlar, açı kullanımı ve camları doğru değerlendirmek çok daha önemli hale geliyor.
Bazılarının söylediği gibi “Padel, tenisi beceremeyenlerin oynadığı spor” cümlesine ise kesinlikle katılmıyorum.
Tenisi yıllardır oynayan, turnuvalara katılmış ve kupalar kazanmış biri olarak bunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; padel bambaşka bir spor.
Tenis bilmek bazı konularda avantaj sağlıyor ama padelin kendine özgü tekniği, refleksleri ve oyun zekâsı var. Yani tenisçi olmak sizi otomatik olarak iyi bir padel oyuncusu yapmıyor.
Ali Fidanboy da bunu kısa derste hemen gösterdi. Tenisten farklı vuruş teknikleri var. Raketi tutuş şeklinizden topa yaklaşımınıza kadar birçok ayrıntı değişiyor. Bir sonraki derste bu işin inceliklerini daha da öğreneceğime eminim.🤨