Buyurunuz... Kapatılması gereken 7 ev var ortada.
Çoğunda da neredeyse İlber Hoca ile hiçbir iletişimi olmamış ya da belki bir kez kullanılmış, hediye gelen ya da satın alınmış objeler var. Hiçbiri İlber Hoca’nın “Aman” deyip, “gözüne baktığı” ya da “kıyamadığı” parçalar değil. Eşya işte...
Kaldı ki piyasa fiyatı 3-5 bin lira olan bu objeler, “İlber Hoca’nın eşyaları” kategorisinden çok daha pahalıya satılabilecekken, “onu sevenlere de bir hatıra olsun” niyeti ile değerinin altında, 300-500 liraya satışa konmuş. Elde edilen gelirin ise kurulacak ormana bir katkı olması düşünülmüş.
Evde fincan saklamak mı yoksa birinin anılarını onlarca ağaçta, yüzyıllarca yaşatmak mı?
Ben ikincisinden razıyım.
MASUMİYET MÜZESİ ÖRNEĞİ NEDEN YANLIŞ BİR ÖRNEK
Gelelim Oray Eğin’in önerisine: “Masumiyet Müzesi gibi bir müze yapılsın.” Katılanlar olmuş. Fakat bence çok yanlış bir benzetme. Çünkü Masumiyet Müzesi, bir takıntının müzesidir.
Orhan Pamuk’un romanında Kemal, sevdiği kadının içtiği sigara izmaritlerini, küpesi, tokasını, çay bardağını yıllarca saklar. O nesneler tarihî değeri olduğu için değil, saplantılı bir aşkın sembolü oldukları için vitrindedir. Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın hikâyesi ise bambaşka.
İnsanlar gerçekten de gidip İlber Hoca’nın kahve içtiği fincanı görmek ister mi? Ya da son kullandığı tepsiyi? Sanmam.
Peki bir tarihçiyi gerçekten böyle mi hatırlayacağız?
Kullandığı fincanı sergilemek, onun düşüncesini sergilemek olmasa gerek...
Dolayısıyla Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın mirasını mutfak dolabında arayamayız.
Onun mirası; kitaplarında, notlarında, arşivinde, yetiştirdiği öğrencilerde, saatlerce anlattığı derslerdedir.
Eğer bir gün gerçekten İlber Hoca adına bir müze kurulacaksa...
Orada çalışma masası olmalı.
El yazmaları olmalı.
Haritaları olmalı.
Araştırma notları olmalı.
Gençlerin tarih sevgisini artıracak belgeler olmalı.
İnsanlar o müzeden çıkarken “İlber Ortaylı bu fincandan kahve içermiş” dememeli.
“Tarihe bakışım değişti” diyebilmeli.
KÜTÜPHANESİNİ KÜLLİYEYE VE MUĞLA’YA BAĞIŞLADI
Prof. Dr. İlber Ortaylı ile onlarca kez röportaj yapmış, sohbetler etmiş bir gazeteci olarak şunu da hatırlatmak isterim.
İçinde 6 asırlık kitapların da bulunduğu on binlerce kitaplık kütüphanesinin bir kısmını 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’ne bağışladı.
“Neden?” diye soranlara da şu yanıtı vermişti: “Neden başka bir yere vereyim? Yurtdışına mı vereyim? Benim öyle hizmetçilerim, yalılarım yok ki saklayabileyim.”
Daha önce kitaplarının bir bölümünü bağışladığı Galatasaray Üniversitesi’nin yangında büyük zarar görmesi ve kitapların önemli kısmının yok olmasından duyduğu üzüntüyü de aktaran Prof. Dr. Ortaylı, 2025’te de kütüphanesinin yine bir kısmını -ne kadarlık bir kısmı olduğu bilinmiyor- Muğla Büyükşehir Belediyesi’ne bağışlamıştı.🤨