İşten çıkarılan trans kadın öğretmen Zoe için basın açıklaması düzenlendi: Meclis gündemine taşınan bu ayrımcı uygulamaya derhal son verilmeli!
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi LGBTİ+ Komisyonu, kimliğinin hedef gösterilmesinin ardından işten çıkarılan trans kadın öğretmen Zoe Lila için basın açıklaması düzenledi. Sendikalar ve LGBTİQ+ örgütlerinin katılım sağladığı toplantıda Zoe Lila, "4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesi, iş ilişkisinde cinsiyet de dahil olmak üzere hiçbir temelde ayrımcılık yapılamayacağını mutlak bir biçimde hükme bağlar. Bugün bir kadın ve bir öğretmen olarak karşı karşıya kaldığım bu engelleme, hem iç hukukun hem de uluslararası insan hakları normlarının açık bir ihlalidir. Meclis gündemine de taşınan bu ayrımcı uygulamaya derhal son verilmeli; bürokratik güncelleme süreçleri ya da basında yer alan hedef gösterici söylemler arkasına gizlenen bu hak gaspı derhal sonlandırılmalıdır." diye konuştu.
İşten çıkarılan trans kadın öğretmen Zoe Lila için İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi LGBTİ+ Komisyonu tarafından basın açıklaması düzenlendi. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ve Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası'nın (Eğitim Sen) da katılım sağladığı basın açıklamasında Zoe'nin avukatı Furkan Yurt ve İHD eski dönem Eş Genel Başkanı ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) kurucu üyesi Eren Keskin de söz aldı.
İstanbul Sarıyer Özel Açı Ortaokulu'nda İngilizce öğretmeni olarak çalışan trans kadın öğretmen Zoe Lila, cinsiyet uyum sürecini öğretmen, öğrenci ve velilerle paylaşmasının ardından bazı haber kanallarında bilgileri izinsiz kullanılarak hedef gösterilmişti. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) okul hakkında soruşturma ve inceleme başlatmış ve Zoe 5 yılı aşkındır çalıştığı kurumdan sözleşmesi yenilenmeyerek çıkarılmıştı.
DEM Parti milletvekilleri Özgül Saki ve Kezban Konukçu'nun yaşananları soru önergeleriyle Meclis gündemine taşımasını vurgulayan Zoe şöyle konuştu:
"İstanbul Milletvekili Özgül Saki tarafından Milli Eğitim Bakanlığı’na verilen soru önergesinin 3 nolu sorusunda açıkça sorulduğu gibi: "Bakanlık nezdinde bir kişinin trans olması ya da cinsiyet geçiş sürecinden geçmiş olması öğretmenlik mesleğini yürütmesine engel bir durum olarak değerlendirilmekte midir?"
İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu tarafından doğrudan ismimle, Zoe Lila olarak verilen soru önergesiyle maruz kaldığım tüm bu süreç en üst düzeyde kayıt altına alınmıştır. Soruyoruz: Yasal mahkeme kararıyla ismi resmi olarak değişmiş bir eğitim emekçisi hakkında müfettişlerce "ismini neden değiştirdin" şeklinde ayrımcı sorular sorulması ve CİMER ihbarları üzerinden inceleme başlatılması hangi hukuki gerekçeye dayanmaktadır? Milli Eğitim Bakanlığı, Özel Açı Okulları üzerinde sözleşmemin yenilenmemesi yönünde doğrudan veya dolaylı bir baskı uygulamış mıdır? Bizler bugün İnsan Hakları Derneği’nden bu soruları tekrar soruyor ve bu ayrımcılığın hiçbir hukuki dayanağının olmadığını kamuoyuna açık açık ilan ediyoruz!"
Trans kadın öğretmen Zoe, basın açıklamasının devamında şu ifadelere yer verdi:
"Bugün burada; Türkiye’de eğitim alanında her geçen gün derinleşen hak ihlallerini, liyakat krizini ve en temel insan haklarından biri olan "çalışma hakkının" trans kimliğim hedef alınarak gasp edilmesini görünür kılmak ve yasal takibini yapmak amacıyla toplanmış bulunuyoruz.
Anayasal koruma altında olan çalışma hakkım ve mesleki varlığım, trans kimliğim sonrasında başlayan hedef gösterme, ifşa ve baskı sürecinin ardından iş sözleşmemin yenilenmemesi yoluyla çalışma hayatından dışlanmam sistematik bir engellemeye, hedef göstermeye ve hak gaspı mekanizmasına dönüştürülmüştür.
Yasal haklarımı kullanarak gerçekleştirdiğim kimlik değişimi sonrasında, diplomamı ve resmi kayıtlarımı güncellemek en doğal ve yasal hakkımdır. Devlet kurumlarının görevi, trans yurttaşların yasal süreçlerini zorlaştırmak veya onları çalışma hayatının dışına itmek değil; haklarını eşitlik ilkesiyle güvence altına almaktır. Karşı karşıya kaldığım durum; yasal bir hakkın kullanımının, resmi kurumlar ve iktidar medyası eliyle transfobik bir "çalışma yasağına" ve mesleki bir cezalandırmaya dönüştürülmesi olmuştur.
Bizlerin varoluşunu, kimliğini ve kamusal alandaki emeğini dar 'genel ahlak' tanımlarına sığdırmaya çalışanlara karşı buradan haykırıyoruz: Haklarımızı, kimliğimizi ve öğretmenlik mesleğimizi bürokratik baskılarla elimizden alamazsınız! Baskının ve ayrımcılığın olmadığı, her trans kadının kendi kimliğiyle özgürce var olabildiği bir geleceği tahayyül etmekten ve bu tahayyül için mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10. maddesi herkesin kanun önünde eşit olduğunu, cinsiyet dahil hiçbir gerekçeyle ayrımcılık yapılamayacağını; 49. maddesi ise “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir” diyerek bu hakkı devlet güvencesine alır. Bununla birlikte, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesi, iş ilişkisinde cinsiyet de dahil olmak üzere hiçbir temelde ayrımcılık yapılamayacağını mutlak bir biçimde hükme bağlar. Son olarak, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ayrımcılık yasağını düzenleyen 14. maddesi ile özel hayatın korunmasına ilişkin 8. maddesi devletin çalışma yaşamında ve kamusal hizmetlerde ayrımcılığı önleme yükümlülüğünü net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bugün bir kadın ve bir öğretmen olarak karşı karşıya kaldığım bu engelleme, hem iç hukukun hem de uluslararası insan hakları normlarının açık bir ihlalidir.
Meclis gündemine de taşınan bu ayrımcı uygulamaya derhal son verilmeli; bürokratik güncelleme süreçleri ya da basında yer alan hedef gösterici söylemler arkasına gizlenen bu hak gaspı derhal sonlandırılmalıdır.
Başta avukatlar ve İnsan Hakları Derneği (İHD) olmak üzere, bu yalnızlaştırılma ve hak gaspı çabasına karşı dayanışmayı canlı tutan milletvekillerine, Özel Öğretmenler Sendikası, Eğitim Sen, tüm hak savunucularına, derneklere ve basın emekçilerine teşekkür ediyorum.
Emeğimi, mesleğimi ve kimliğimi hiçbir bürokratik engellemeye ya da ayrımcı zihniyete teslim etmeyeceğim. Haklarımı geri alana kadar hukuki ve meşru zeminde mücadele etmeye kararlılıkla devam edeceğim!"