Ricky Martin
Ve tabii ki Latin popun kralı Ricky Martin... Edis’in açılış ismi olması son günlerde konser açılışları konusundaki umudumu tazeledi.
Ricky Martin’e dönecek olursak bu adamda kesinlikle yerçekimine ve zamana meydan okuyan gizli bir formül var. Sahnede bir saniye bile durmayan, bitmek bilmeyen prodüksiyon kalitesiyle göz alan muazzam bir şov izletti bize. İstanbul dinleyicisinin Latin ritimlerine olan zaafı malum; Martin de bu reaksiyonu öyle bir yönetti ki, konser alanından dans etmeden çıkan tek bir kişi bile olmadı. Gerçek bir “yaz şöleni” ne demektir, bize bir kez daha gösterdi.
Pantera
Haftanın en büyük virajı şüphesiz Pantera konseriydi. Burası tamamen arınma, deşarj olma ve saf enerji alanıydı. Diğer tüm konserlerin o naif, steril havasını bir kenara fırlatıp atan, riff’lerin ve davulun kemiklerinizde titrediği, kulakları sağır eden bir ayin gibiydi adeta. Siyah tişörtlülerin, pogo dairelerinin ortasında, o tavizsiz metal enerjisiyle haftanın tüm birikmiş stresini sahada bıraktık diyebilirim.
Şık elbiseleriyle Argiros’ta mendil sallayanlar, The Offspring’de zıplayanlar, Ricky Martin’de kalçasına hakim olamayanlar ve Pantera’da kafasını sallayanlar aslında aynı şehrin, aynı arayışın insanlarıydı: İyi müzik, samimi performans ve biraz olsun gerçeklikten kaçabilmek.
Tüm bunlar olurken bir de Yenikapı’da üç günlük bir Manifestival vardı ki, her konserden dönüşte hangi Manifest kızları olduğunu kafalarına/kollarına taktıkları bantlardan anladığım her yaştan insan vardı.
İstanbul, tüm bu tezatları aynı potada eritebilen, bizi bir gün ağlatıp ertesi gün zıplatan, sonraki gün ise başımızı döndüren o kaotik ruhunu bu hafta bir kez daha kanıtladı.🤨