Filmde Penelope’yi Anne Hathaway, oğlu Telemachus’u da Tom Holland canlandırıyor.
Homeros’un antik destanının sinemadaki son uyarlaması 2024 tarihli ‘Dönüş’tü (The Return). Ana karakterin İthaka’ya dönerek yaşanan kaosu sonlandırma çabasına odaklanan yapımda Odysseus’u Ralph Fiennes, karısı Penelope’yi de Juliette Binoche canlandırıyor ve ikili, 1996 tarihli ‘İngiliz Hasta’dan sonra bu proje dolayısıyla ilk kez bir araya geliyordu. Uberto Pasolini imzalı bu yapımı oldukça beğenmiştim ve sade anlatımına vurulmuştum. Christopher Nolan’ın uyarlamasındaysa görkem ve şatafatlı bir anlatım ön planda. Öykünün gezindiği rota ve uğradığı limanlar da elbette çok geniş, İngiliz yönetmen destandaki birçok karakteri, mekânı ve olayı perdeye taşımış. Ve özellikle öte dünyayla kurulan ilişkiler üzerinden filmine gerilim unsurları ve korku sineması havası katmış. Bir de her bir karaktere hayat veren oyuncuların varlığı, (futbol diliyle söylersek!) kadro değerini de artırmış. Odysseus’ta Matt Damon’ı, Penelope’de Anne Hathaway’i, Telemachus’ta Tom Holland’ı, Antinous’ta Robert Pattinson’ı, Athena’da Zendaya’yı, Kirke’de Samantha Morton’ı, Truvalı Helen’de Lupita Nyong’o’yu izlediğimiz yapımda ben en çok Odysseus’un görme engelli yardımcısı Eumaus rolündeki John Leguizamo’yu beğendim.
Sinema tarihi boyuncu kimi dönem filmleri ve tarihsel yapımlar efsane katına çıkmış ve tüm kuşakları etkisi altına almıştır. İçeriklerinden ve sinematografik değerlerinden azade görsel hafızadaki ve popüler kültürdeki yerleri derindir. ‘Ben Hur’, ‘Spartacus’, Kleopatra’ böylesi örneklerdir. Christopher Nolan da sanki ‘The Odyssey’de “Şimdiki zamanların bu türden yapıtına ben imza atayım” demiş. Ama bana sorarsanız 21’inci yüzyılın bu çaptaki filmi ‘Gladyatör’dü ve ‘The Odyssey’ Ridley Scott’ın başyapıtının yanında sönük kalıyor.