ÇOK YIKICI VE SARSICI BİR HİKÂYE
*Peki neden bu film?
- Paul’ün sinema anlayışını seviyorum. Büyük ölçekli aksiyon sahnelerini yönetme biçiminin yanı sıra son derece kişisel ve yakın insan ilişkilerine dayanan dramları ele alışını da çok beğeniyorum. Filmlerinde bu ikisi arasında çok iyi bir denge kuruyor. Senaryoyu okuduğumda, hikâye gerçek olmasa bile izlenmeye ve çekilmeye değer olduğunu düşündüm. Ardından yaşanmış olaylara dayandığını öğrenince projeye duyduğum saygı daha da arttı ve bu hikâyenin bir parçası olmayı gerçekten istedim.
Bir oyuncu olarak gerçek bir olaya dayanan bir hikâye anlatmak, karakterin içine daha sağlam yerleşmeme yardımcı oluyor. Filmde umut veren, olumlu bir taraf var. Elbette çok yıkıcı ve sarsıcı bir hikâye. Yaşanan korkudan, acıdan ve kayıplardan kesinlikle kaçmıyor. Ancak hikâyenin merkezinde, o sabah uyandıklarında kahramanca bir şey yapacaklarını hiç düşünmeyen iki insan var: Bir otobüs şoförü ve bir öğretmen.
Özellikle benim canlandırdığım Kevin, hayatı boyunca zor olan her şeyden kaçmış bir adam. Artık bunun hesabıyla yüzleşme noktasına gelmiş. Geriye dönüp baktığında, hayatı boyunca ortaya koyduğu hiçbir şey olmadığını düşünüyor.
Sonra annesini ve oğlunu kurtarmak, onları tahliye etmek için yola çıkmaya karar veriyor. Bu, onun uzun zamandır aldığı en büyük karar. Tam o sırada 23 çocuğu gidip alması için telefon geliyor.
*Peki bir insan nasıl bir karar vermeli? O çağrıya “hayır” diyerek annesini ve oğlunu kurtarmaya gitseydi, yanlış bir şey mi yapmış olurdu? Bence bunun doğru ya da yanlış olduğuna karar vermek bize düşmez. Ama bir insanın, “Hayır, çocukları ben alacağım” demesini sağlayan şey nedir?
Toplumun dışında kalmış ya da kimsenin kahraman olmasını beklemediği insanların kahramanca bir şey yaptığı hikâyeleri seviyorum. Keza baba-oğul ilişkisi de bu projeyi seçmemde çok önemliydi.