NOLAN’IN BAŞARISININ SIRRI: GERÇEKLİK
IMAX, 1967 yılında Kanada’da geliştirilen yüksek çözünürlüklü sinema sistemi. Standart bir sinemadan temel farkları çok daha büyük perde, daha yüksek çözünürlük, daha güçlü ses sistemi, daha geniş görüntü alanı diyebiliriz. IMAX bileti standart salondan daha pahalı. Buna rağmen The Odyssey’nin ilk hafta sonunda elde ettiği gişe gelirlerinin önemli bir bölümü IMAX salonlarından geldi. Bu da izleyicinin yalnızca filmi değil, deneyimi satın aldığını gösteriyor. The Odyssey’yi diğer büyük bütçeli filmlerden ayıran en önemli nokta, yalnızca hikâyesi değil; çekim teknolojisinin sınırlarını zorlaması. Christopher Nolan, daha önce Oppenheimer ile başlattığı büyük format sinema anlayışını bu filmde daha da ileri taşıdı. IMAX ile birlikte geliştirilen yeni nesil 65 mm film kameralarını kullanan ilk yönetmenlerden biri oldu.
Bu kameralar daha hafif, daha sessiz, dana yüksek çözünürlük sunuyor ve daha uzun çekim yapabiliyor. Bu arada Nolan’ı diğerlerinden ayıran sadece teknoloji değil. Nolan, bilgisayar efektlerini mümkün olduğunca az kullanıyor. Gerçek gemileri, mekanları, patlamaları ve hepsinden önemlisi gerçek dekorları tercih ediyor. Haliyle, bu gerçeklikle diğerlerine büyük fark atıyor.
ÖNCE SİNEMA ARDINDAN PLATFORM
ASLINDA büyük bütçeli filmleri yalnızca sinema geliri açısından değerlendirmek yanlış. Dijital platform lisansları, televizyon yayın hakları, fiziksel satışlar, ürün lisansları ve uluslararası dağıtım gelirleri düşünüldüğünde başarılı bir yapımın ekonomik etkisi yıllara yayılıyor. Gişe, aslında buzdağının görünen kısmı.
Belki de The Odyssey’in asıl başarısı milyar dolarlık gişe ihtimali değil. Asıl başarısı, Netflix çağında bile insanların evlerinden çıkıp bilet alabileceklerini yeniden kanıtlaması. Eğer bu ivme kalıcı olursa, kazanan yalnızca Universal ya da Christopher Nolan olmayacak. Uzun süredir yeni bir çıkış hikâyesi arayan Hollywood da yeniden ayağa kalkma fırsatı yakalayacak. The Odyssey belki de tek başına Hollywood’u yeniden canlandıramayacak ama psikolojiyi değiştirecek. Stüdyoların ve sinema zincirlerinin risk alma iştahını değiştirecek. “İyi hikâye hâlâ büyük perdede izlenir” duygusu yeniden canlanacak mı, bekleyip göreceğiz.😗