BOĞAZ MANZARALI ‘MUTSUZLUK’
İstanbul Boğazı’nın akıntısına nazır dizilen o görkemli yalılar...
Yüzyıllardır ihtişamın, zenginliğin ve ulaşılması en güç statü sembollerinin başında gelir.
Dışarıdan bakan için o ahşap duvarların ardında dertsiz, tasasız bir hayat vardır.
Peki gerçekten öyle mi?
Olmadığını ilk ağızdan dinledik.
Cemiyet hayatının tanınan isimlerinden Derin Mermerci, Emel Özuğur’un programında ezber bozdu.
“Yalı hayatı korkunç.”
“Borular patlıyor.”
“Sürekli bir sorun çıkıyor.”
“Tek avantajı tekneyle karşıya geçebilmek.”
E haliyle, ay sonunu getirmeye çalışan milyonlarca insanın ilk tepkisi de aynı oldu:
“Ben o derde talibim abla.”
Sanırım son 24 saatin en çok kurulan cümlesiydi buydu.
Mermerci’nin sözleri ve sonrasında yazılıp, çizilenler bana iktisat tarihinin en ilginç teorilerinden birini hatırlattı: Easterlin Paradoksu.
1974’te iktisatçı Richard Easterlin şunu söylüyordu:
“Para mutluluğu artırır. Ama sadece bir yere kadar.”
Sonrası ilginçtir.
Evin büyür...
Araban değişir...
Maaşın artar...
Manzaran güzelleşir...
Ama mutluluk aynı hızla büyümez.
Çünkü insan, sahip olduklarına değil, sahip olamadıklarına odaklanmaya başlar.
Mermerci’nin patlayan boruları tam olarak bunu anlatıyor işte.
Biz dışarıdan o yalıya bakıp “Bundan sonra ne derdi olabilir?” diye düşünürken...
Belki o da bir apartman dairesine bakıp, “Borusu patlasa iki ustayla iki günde biter” diye imreniyor.
Konfor büyüdükçe, onu korumanın yükü de büyüyor çünkü.
Bir süre sonra sahip olduklarınız sizi yönetmeye başlıyor.
Elbette Mermerci’nin derdiyle ay sonunu getiremeyen bir insanın derdi aynı değildir.
Ama ikisi de kendi hayatının gerçeğidir.
Çünkü mutluluk bir matematik problemi değil, karşılaştırma problemidir.
Belki de bu yüzden insan ruhu, hangi adreste yaşarsa yaşasın aynı tuzağa düşüyor.
Sahip olduklarına alışıyor...
Sahip olamadıklarını ise büyütüyor.
Ve bazen huzurun önündeki en büyük engel yoksulluk değil de kıyaslamanın hiç bitmeyen sesi oluyor.