Kıyafetin ötesinde
İnsan, önce kendine görünür. Sonra dünyaya. Belki de bu yüzden her sabah dolabımızın kapağını açarken verdiğimiz karar, sandığımızdan çok daha önemlidir.
Çünkü seçtiğimiz kıyafet yalnızca o günü değil, bazen kendimize bakışımızı da değiştirir. Kimi sabahlar güçlü hissetmek isteriz. Kimi sabahlar sade. Bazen de hiçbir şey söylemeden, sadece kendimiz gibi görünmek... İşte tam da bu yüzden modayı hiçbir zaman yalnızca giysilerden ibaret görmedim. Yıllardır tasarımın, üretimin ve mağazacılığın içinde aynı gerçeğe defalarca tanık oldum. İnsanlar bir kıyafeti sadece beğendikleri için seçmiyor. İçinde kendilerini buldukları için seçiyor. Belki de iyi tasarımın gerçek ölçüsü tam burada başlıyor.
Bugün dünya modasına baktığımızda gösterişten çok sadeliğin, hızdan çok kalıcılığın, tüketmekten çok değer üretmenin konuşulduğunu görüyoruz. Artık insanlar sadece yeni olanı değil, doğru olanı arıyor. Bu değişim bana umut veriyor. Çünkü iyi tasarımın bir son kullanma tarihi yoktur. İyi işçilik yıllar geçse de değerini korur. İyi bir kumaş zamanla karakter kazanır. Ve iyi bir gardırop, insan gibi, yaşadıkça olgunlaşır. Belki de stil dediğimiz şey tam olarak budur. Başkalarının dikkatini çekmek değil... Kendimize yabancılaşmamaktır.
Dünyanın değişen moda anlayışını... Türkiye’nin üretim gücünü... Yeni fikirleri... Yeni isimleri... Ama en çok da modanın insana anlattıklarını konuşacağız. Çünkü bazen bir ceket yalnızca bir ceket değildir. Bazen bir elbise sadece bir elbise değildir. Bazen bir dikiş, bir kumaş ya da bir düğme; sabrın, emeğin ve yılların sessiz tanığıdır. Ben modaya hep böyle baktım. Bir sektör olarak değil... Bir yaşam kültürü olarak. Çünkü ne giydiğimiz kadar, neden onu seçtiğimiz de bizi anlatır. Belki de gerçek zarafet tam burada başlıyor. Başkalarına benzemeye çalıştığımız yerde değil... Kendimiz olmaktan vazgeçmediğimiz yerde. Bu köşede her cuma, modaya biraz daha yakından bakacağız. Ama sadece gözümüzle değil. Biraz da kalbimizle...