Özellikle Anadolu’da üniversitelerin çevresindeki marketlerde ve benzin istasyonlarında hazır suşi satışlarının oldukça yüksek olduğu belirtiliyor. Bu yalnızca yeni bir ürünün başarısı değil; yeni kuşağın dünyayla kurduğu ilişkinin de bir göstergesi. Bunun en güzel örneklerinden biri de son dönemde market raflarında daha sık görmeye başladığımız onigiri. Kore ve Japonya’da tren istasyonlarından marketlere kadar hayatın her köşesinde satılan, pirinçten hazırlanan ve farklı iç harçlarla zenginleştirilen bu üçgen pirinç topları, son yılların en hızlı yükselen tatlarından. Türkiye’de de özellikle Z Kuşağı’nın ilgisini çekmesiyse ‘K-Culture’a yani Kore kültürüne duyulan ilgi.
Bu değişimin arkasındaki en büyük pay sosyal medyanın. Özellikle TikTok’un. Bugün milyonlarca genç yeni bir yemeği önce restoranlarda değil, telefon ekranında görüyor. Bir içerik üreticisinin Seul’de, Tokyo’da ya da New York’ta çektiği suşi videosu birkaç saat içinde Türkiye’deki milyonlarca gencin karşısına çıkıyor. Ertesi gün aynı genç markete girdiğinde raftaki suşiyi denemek istiyor. Üstelik satın aldığı şey birkaç parça suşi de değil. Son dönemde satışa çıkan uzun kutulu yeni nesil paketlerin içine yemek çubuğu, soya sosu ve wasabi de ekleniyor. Kutuyu açtığınızda bir çeşit Japon yemeği deneyimi başlıyor. Z Kuşağı için bu yalnızca hızlı bir öğün değil; aynı zamanda fotoğrafı çekilecek ve sosyal medyada paylaşılacak küçük bir ritüel.
Suşinin yükselişini yalnızca sosyal medyayla açıklamak da eksik olur. Çünkü bu ürün bugünün yaşam biçimine neredeyse kusursuz uyuyor. Isıtılması gerekmiyor, ofiste rahatça yenebiliyor, tek başına pratik bir öğün olabiliyor, hafif olduğu düşünülüyor ve en önemlisi görsel olarak çekici. Bugün gençler yalnızca karınlarını doyurmuyor; yediklerini paylaşıyor, fotoğraflıyor ve hikâyeleştiriyor.
Türkiye’nin en çok tercih ettiği suşi çeşidinin açık ara California roll olması da hiç şaşırtıcı gelmedi. Çünkü California roll aslında Japon mutfağının en Japon olmayan ürünlerinden biri. Japonya’dan çok Amerika’da popülerleşen, çiğ balık yerine daha tanıdık malzemeler kullanan bu tarif, dünyada milyonlarca insanın suşiyle tanışma noktası oldu. Aslında Türkiye’de sevdiğimiz suşi, Japonya’nın geleneksel suşi kültürünün bire bir karşılığı değil; Japon mutfağından ilham alan küresel bir yorum. Burada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor. Hazır paketlerde satılan suşilerin büyük bölümünde tüketicilerin düşündüğünün aksine çiğ balık kullanılmıyor.
Bugün üniversite öğrencilerinin, genç profesyonellerin ve Z Kuşağı’nın hayatında sıradan bir seçenek olan suşi, birkaç yıl sonra çocukluk anılarının da bir parçası olacak. O zaman belki kimse “Ne ara suşiye alıştık” diye sormayacak. Bazen bir ülkenin gastronomisindeki en büyük değişimler sessiz yaşanır. Bir restoran açılışıyla değil, market rafında boşalan bir soğutucuyla... Belki de dört yıl önce Çanakkale’de önümde duran o küçük paketler, Türkiye’nin yeme alışkanlıklarında yaşanacak büyük dönüşümün ilk işaretleriydi. Ben görememişim. Neyse ki onlar görmüş ve bunu ölçeklendirilmiş bir işe dönüştürmüş.