BİRAZ DA TATLI BİR MİLLİYETÇİLİK VAR
Londra tesadüfen seçilmemiş; iki yıl çalışmışlar.
Eda Bildiricioğlu; “Rekabeti seviyoruz. Farkımızı en güçlü biçimde gösterebileceğimiz yerlerden biri olduğu için Londra’yı seçtik.”
Biraz da tatlı bir milliyetçilik var.
Eda Hanım, “İngilizleri şaşırttık” derken bunu gizlemedi.
Ben de gizlemeyeceğim.
Bir Türk şirketinin Londra’da, deneyim ekonomisinin kalbinde böyle bir yatırım yapması önemlidir.
Çünkü kültürel özgüven artık sadece “Bizim tarihimiz çok zengin” demekle oluşmuyor.
O zenginliği hangi dille anlattığınızla oluşuyor.
Londra’daki projenin ardından sırada Roma’daki Kolezyum var.
Bir Türk şirketi, Romalılara Roma’yı anlatacak.
Mehmet Uğur Esin’in şu cümlesi bu nedenle önemliydi.
“En büyük mutluluğumuz, o kültürün gerçek sahiplerinin bizi yalnızca yatırımcı olarak değil, hikâyelerini emanet edebilecekleri bir ortak olarak görmeleri.”
ANTHONY HOPKİNS BELKİ TRUVA’YA KISMET OLUR
Mehmet Uğur Esin, şirketin ilk yıllarında Türkiye için 17 ayrı kültürel proje belirlediğini söyledi.
Hepsini özel sektörün tek başına gerçekleştirmesi kolay değil.
Kamu desteği, sponsorlar, uluslararası ortaklıklar gerekiyor.
Belki de Türkiye’nin yeni kültür politikası böyle kurulmalı.
Sunum sırasında seslendirmelerden de söz edildi.
Türkçe metinlerde Selçuk Yöntem ve Devrim Yakut çalışmış.
İngilizce anlatımlarda David Schofield ve Olivia Williams gibi isimler var.
Mehmet Uğur Esin’in bir hayali de Anthony Hopkins’miş.
Efes’i onun sesiyle anlatmak istemiş.
Tam o dönemde Oscar alınca maliyet yükselmiş, hayal ertelenmiş.
Bu ayrıntıyı sevdim.🤨