Yine aynı haberde Uluslararası Kriz Grubu’nun Yemen uzmanlarından Ahmed Nagi, son gelişmelerle birlikte bölgedeki dengelerin değiştiğini söyledi. Nagi, İran’ın Husileri daha agresif bir tutum almaya yönlendirdiğini belirterek, Yemen dosyasının artık daha geniş bölgesel rekabetin bir parçası haline geldiğini ifade etti. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan yeni bölgesel gerilim sürecinde Husiler başlangıçta doğrudan çatışmanın dışında kalmıştı. Ancak bu durum temmuz ayının başında değişti.
Eski ABD Orta Doğu politikaları yetkilisi Allison Minor da gerilimin tehlikeli bir noktaya ulaştığını belirterek İran’ın Husiler üzerindeki etkisine dikkat çekti. Minor, İran’ın çatışmanın büyümesinde rol oynadığını ancak Husilerin kendi çıkarlarına göre hareket eden bağımsız bir aktör olduğunu ifade etti.
“İran bu çatışmanın alevlerini körüklüyor, bunda şüphe yok. Ancak Husiler genellikle kendi hesaplarına göre hareket ediyor” diyen Minor, tarafların topyekûn savaşa çok yaklaştığını söyledi.
VEKİL Mİ, ORTAK MI? İRAN-HUSİLER İLİŞKİSİNİN SINIRLARI
Konuyu İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) araştırmacılarından Dr. Çağatay Balcı’ya danıştığımda, “İran, her zaman için Husiler üzerinde etkin ve etkili olmak istiyor. Fakat Husilerle İran’ın ilişkisi, İran’ın diğer vekil aktörlerle ilişkilerinden çok daha farklı” dedi ve şöyle devam etti:
“Husiler, genel olarak kendi hedefleri ve ajandaları doğrultusunda hareket etmeye yatkın bir hareket. Ancak içinden geçtiğimiz son süreçte Husilerin İran etkisine daha açık hâle geldiğini görüyoruz. Çünkü Babülmendep’in kapatılması, temel olarak İran’ın bir projesi ve kozuydu. Husiler şimdi bu adımı attı. Bu hamleyi, Husilerin İran desteğini kaybetmeme kaygısıyla değerlendirmek mümkün. Çünkü Husiler, İran’ın güç kaybetmesi ile kendi varlıklarının olumsuz etkilenmesi arasında güçlü bir ilişki olduğunun farkındalar. Bu nedenle, her ne kadar kendi ajandalarına göre hareket etseler de böylesi kritik süreçlerde İran’ın etkisiyle davranış geliştirmeleri de mümkün.”
SUUDİ ARABİSTAN-HUSİ ÇATIŞMASININ GEÇMİŞİ
Suudi Arabistan, Yemen’de Husilerin geniş bölgeleri ele geçirmesinin ardından yaklaşık 10 yıl önce doğrudan müdahalede bulunmuştu. Riyad yönetimi, Yemen’in uluslararası alanda tanınan hükümetini desteklerken, Husilere karşı mücadele eden Arap ülkelerinden oluşan askerî koalisyonun liderliğini üstlendi. Yemen iç savaşı, ülkeyi dünyanın en ağır insani krizlerinden birine sürükledi.
Yıllar süren çatışmalar nedeniyle milyonlarca insan yerinden edilirken, gıda ve sağlık sistemleri büyük zarar gördü. Savaşın en yoğun dönemlerinde ülkede açlık ve salgın hastalıklarla mücadele edildi.
2022 yılında sağlanan ateşkes, yakıt ithalatı ve ticari uçuşlar üzerindeki bazı kısıtlamaların kaldırılmasını sağlayarak Yemen halkına sınırlı da olsa nefes alma imkânı verdi. Suudi Arabistan ile İran arasında 2023 yılında başlayan diplomatik yakınlaşma da Yemen’deki gerilimin düşmesine katkı sağlayan önemli faktörlerden biri oldu. Ancak siyasi çözüm konusunda somut ilerleme sağlanamadı.
DİPLOMASİ MASASI KURULDU, YEMEN SAHASI NEDEN HAREKETLİ KALDI?
Bu noktada akla gelen soru şu: Suudi Arabistan ile İran arasında 2023’te başlayan diplomatik yakınlaşma Yemen sahasına neden kalıcı bir istikrar olarak yansımadı? İki ülke arasındaki normalleşmenin Yemen konusunda etkisi sınırlı mı kaldı?“2023’teki bu yakınlaşma, devletler arası bir adımdı; Suudi Arabistan ile İran büyükelçiliklerini yeniden açtı, eski güvenlik anlaşmalarını da yürürlüğe koydu. Ancak anlaşma metninde Yemen’e dair açık bir madde yok; sadece ‘bölgesel barışa katkı’ gibi örtük bir ifade yer alıyor”
diyen Dr. Çağatay Balcı, “Asıl mesele şu: Husiler artık Tahran’ın basit bir vekili değil; kendi başına strateji üreten, bölgesel krizleri kendi meşruiyeti için kullanan bir aktöre dönüştü” dedi.😐