Ben yanarsam herkes yanar
SAVAŞIN başından bu yana İran’ın elinde tuttuğu en güçlü kartın bu prensip olduğunu artık gayet iyi biliyoruz.
ABD, İran’a saldırdığı sürece bunun bedelini doğrudan ve dolaylı olarak bölge ülkeleri de ödedi ve ödemeye devam ediyor.
Bu prensip, ABD’nin İran’a yönelik stratejilerini hem ciddi manada etkiledi hem de manevra serbestisini olabildiğince kısıtladı.
ABD askeri tesisleri mi vurdu? İran da ABD üslerini vurdu.
ABD İran’ın sivil bölgelerini mi hedef aldı? İran da Körfez ülkelerinin sivil yerleşim yerlerini hedef aldı.
ABD’yi vuramayan İran’ın Körfez’deki sivil bölgeleri hedef almasının doğru mu yanlış mı olduğu tartışmasına girmeyeceğim. Fakat İran bu stratejisinden hiç sapmadı.
Bu haftanın başında gayriresmi bir ateşkes süreci devam ederken İran’ın hem Ürdün‘e saldırması hem de Hürmüz Boğazı’ndaki üç tankere daha saldırması aslında haftalardır anlatmaya çalıştığım şeyin tezahür etmesiydi: İran’da müzakereciler bir yolda, Devrim Muhafızları ise bölgesel hakimiyet yolunda.
Sonuç... Anlaşma yapsa olmayan, vursa olmayan, savaşı büyüt olmayan, küçültse olmayan bir Trump.
Mutabakat zaptı dağıldığından bu yana Trump‘ın ruh hali hiç de iyi değil. Zapt ile bu beladan en az zararla sıyrılıldığını düşünen ve en azından bölgesel güç dengelerinde çok büyük bir bozulmaya yer vermediğini sanan Trump, bir anda başladığı yere geri döndü.
Bizim televizyon programlarında daha güçsüz ülkelerin sıkışmış durumda olduğunda nasıl davranbileceğini özetlemek için bir örnek verilir.
Kediyi fazla kşöeye sıkıştırırsanız mutlaka tırmalar.
Geldiğimiz bu noktada artık kedi Trump değil midir? Sırf bu iş bitsin de kötü anlaşmaya bile razıyım diyerek zaptı imzalayan Trump değil miydi?
Peki kşöeye sıkışan Trump’ın tırmalaması nasıl görünecek?🙄