DİLEKÇEDE NE İSTENMİŞTİ
Peki dilekçede ne istenmişti?
Dilekçede dikkat çekilen “Standstill” hükmü ne demek?
“Standstill”, en basit anlatımıyla mevcut hakların sonradan daha ağır kurallarla geriye götürülemeyeceğini öngören “mevcut durumun korunması” ilkesi. Söz konusu dilekçede, Türk vatandaşlarına uygulanan vize kısıtlamalarının Katma Protokol’deki “Standstill hükmüne uygunluğu” ile Türkiye’nin karar mekanizmalarına katılmadan Gümrük Birliği kurallarına tabi tutulmasının yarattığı yapısal dengesizlik gündeme getiriliyor. Ayrıca Komisyon’un, “Antlaşmaların Koruyucusu” sıfatıyla bu sorunları nasıl denetlediğini açıklaması isteniyor.
YANIT BEKLEYEN 4 SORU
Başvuruculara göre Komisyon, dört temel hukuki sorunun hiçbirine açık yanıt vermedi:
1- Gümrük Birliği, Ankara Anlaşması ve Katma Protokol’e uygun mu?
2- Bugünkü vize uygulamaları, Katma Protokol’ün 41. maddesindeki standstill ilkesine uygun mu?
3- Türkiye’nin Gümrük Birliği’ndeki temsil sorunu nasıl giderilecek?
4- 2011 tarihli Avrupa Parlamentosu dilekçesi hakkında bugüne kadar hangi işlemler yapıldı?
ORTAKLIK HUKUKUNA UYGUN MU
Başvurucuların özellikle altını çizdiği nokta ise kritik derecede önemli. Çünkü talep, bütün Türk vatandaşları için genel bir vizesiz giriş hakkı değil. Talep, hizmet sunmak amacıyla Avrupa ülkelerine giden belirli Türk vatandaşlarına sonradan getirilen daha ağır vize şartlarının “Ortaklık Hukuku” bakımından hukuka uygun olup olmadığının Avrupa Komisyonu tarafından açıklanması.
YEDAŞ DAVASI NEYİ GÖSTERDİ
Bu tartışma aslında Avrupa Birliği yargısı için tamamen yeni değil. Avukat Dr. Sarıibrahimoğlu’nun yürüttüğü YEDAŞ davasında, bir Türk şirketinin Gümrük Birliği nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararlar Avrupa Birliği yargısının önüne taşınmıştı. Dava sonunda tazminata hükmedilmedi. Ancak dosya, bir Türk şirketinin AB kurumlarına karşı doğrudan dava açabilmesi ve Gümrük Birliği’ndeki temsil ile kurumsal sorumluluk sorununu Avrupa Birliği yargısı önünde görünür kılması bakımından tarihi önem taşıdı.
Dava sırasında Avrupa Komisyonu ile AB Konseyi, 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın tek başına kendilerine atfedilemeyeceğini savunurken, YEDAŞ ise Türkiye’nin bu kuralların oluşturulduğu karar süreçlerine katılamamasının Gümrük Birliği’ndeki yapısal sorunu ortaya koyduğunu ileri sürdü. Böylece Gümrük Birliği’ndeki temsil ve sorumluluk boşluğu ilk kez bu kadar açık biçimde yargı önüne taşındı.
ŞİMDİ NE OLACAK
Şimdi gözler yeniden Avrupa Komisyonu’nda. İki ay içinde hukuki gerekçelerini açıklayacak mı? Yoksa konu Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın önüne mi gidecek?
Bu dosya yalnızca Schengen vizelerini ilgilendirmiyor. Belki de ilk kez Avrupa Komisyonu’nun “Antlaşmaların Koruyucusu” sıfatıyla Ankara Anlaşması ve Katma Protokol’den doğan yükümlülüklerini gerçekten yerine getirip getirmediği yargısal denetime konu olacak. En önemli soru şu: Avrupa Birliği, aday ülkelerden hukukun üstünlüğüne uymalarını isterken, kendi ortaklık hukukunu aynı titizlikle uyguluyor mu?İki ay sonra verilecek yanıt, AB-Türkiye ortaklık hukukunun geleceği açısından da emsal oluşturabilecek nitelikte...