BİR ŞAMPİYONUN ÇEVREYLE İMTİHANI
Türkiye’de ‘rüzgâr sörfü’ denilince akla gelen ilk isimlerden biridir; Çağla Kubat...
Çağla’nın kurduğu Windsurf Akademi’yi yakından takip edenlerdenim.
Gençlerle el ele vererek sürdürülebilir bir tesis modeli ortaya çıkardılar.
Çağla Kubat’a çevrecilik hikâyesinin nasıl başladığını sordum.
Hiç beklemediğim bir cevap verdi.
“Denizin ortasında bir plastik torbaya çarptım” dedi.
Sörf yaparken...
Çarpmanın etkisiyle kulak zarı patlamış.
Deniz kirliliği sadece çevrecilerin meselesi değil.
Denizi kullanan, denizde yaşayan herkesin meselesi.
Çağla Kubat da bunu yaşayarak öğrenmiş.
“Bana en çok dokunan şey, denizin artık eskisi kadar temiz olmadığını kendi bedenimde hissetmekti” diyor.
Galiba okulunda başlattığı çevre çalışmalarının arkasındaki duygu da bu.
Bugün Alaçatı’daki akademide çocuklar sadece sörf yapmıyor, rüzgârın dilini öğrenmiyor.
Kendi mataralarını kullanıyorlar.
Kıyı temizliğine katılıyorlar.
Tek kullanımlık plastikten uzak duruyorlar.
Okul güneş enerjisinden yararlanıyor.
Çağla Kubat; “Doğayı korumak bizim için bir tercih değil, sorumluluk” diyor.
Bir başka cümlesini daha not ettim:
“Biz denizin ve rüzgârın içinde büyüyen sporcular yetiştiriyoruz.”
Belki de meselenin özeti bu.
Eskiden spor okulları sadece spor öğretirdi.
Şimdi iyi spor okullarının bir görevi daha var.
Çocuklara, yarışacakları sahayı korumayı da öğretmek.
Çağla Kubat’ın okulundan ayrılırken aklımda madalyalar ya da kupalar kalmadı.
Madalya çok ama asıl hak edilen madalya bence bu öykünün içinde yatıyor.