MİCHELİN’İ ALDILAR AMA MUTLU OLAMADILAR
Gastronomi dünyasında birçok şefin hayalini çok iyi biliyorum.
O küçük kırmızı kitabın sayfalarını açmak ve bir yerde restoranınızın adını görmek.
Yani Michelin yıldızını almak.
Mutfakta çalışanlar bunun ne demek olduğunu iyi bilir.
Bu bir rüyadır.
Ama işin mutfağını bilenler başka bir şey daha söyler.
Yıldızı almak zor ama korumak daha zordur.
Bugünlerde bunun ilginç bir örneği Birleşik Krallık’ta yaşanıyor.
İngiliz medyasının konularından biri. Ama bizi de ilgilendiriyor.
Son bir yıl içinde Michelin yıldızlı ya da Michelin tarafından tanınmış en az 12 restoran kapandı.
Yaklaşık 30 yıldır ayakta duran Club Gascon kapanıyor.
Manchester’da modern İngiliz mutfağıyla dikkat çeken Örme sadece üç yıl dayanabildi.
Gateshead’deki Six Rooftop ekonomik gerekçelerle faaliyetini durduruyor.
Doğu Londra’nın sevilen adreslerinden Pophams Pasta Restaurant kepenk indiriyor.
Bir de Hide var; Newcastle’da.
Bibendum, Le Manoir aux Quat Saisons, La Dame de Pic, Five Fields, Dosa, Hjem, Crocadon için benzer hikâyeleri yazdı İngiliz medyası...
Michelin yıldızı büyük bir prestij ama tek başına bir iş modeli değil.
Pandemi sonrası maliyetler arttı. Enerji fiyatları yükseldi.
Personel bulmak zorlaştı. Kiralar ciddi baskı yaratıyor.
Bir de değişen bir müşteri var artık.
İnsanlar artık biraz daha samimi deneyimler istiyor.
Daha ulaşılabilir sofralar; hikâyesi olan restoranlar istiyor.
Türkiye son birkaç yılda Michelin Rehberi ile yeni bir gastronomi yolculuğuna çıktı.
İstanbul, İzmir, Bodrum...
Bu yolculuğun ilk durakları oldu.
Ve açık söylemek gerekirse ortaya çıkan tablo umut verici.
Türkiye için asıl mesele de şimdi burada başlıyor.
Michelin yıldızı bizim için bir hedef değil, bir başlangıç olmalı.
Şeflerimiz sadece yıldız kazanmakla yetinmemeli.
O yıldızı taşıyabilecek restoranlar kurmalı.
AMERİKAN RÜYASININ YENİ YÜZÜ
Amerikan rüyasının bir yüzü vardı.
Sarı saçlıydı, mavi gözlüydü. Hollywood ışıkları altında parlıyordu.
Bugün o yüz değişiyor.
Vanity Fair, Amerika’nın 250’nci yılı özel sayının kapağına Güney Sudan kökenli model Anok Yai’yi taşıdı. Bir üniversite etkinliğinde çekilen tek bir fotoğrafla keşfedilen, kalp rahatsızlığını atlattıktan sonra podyumlara dönen, biyokimya eğitimi almış bir genç kadın...
Öyle anlıyorum ki; Amerika, kendini artık eski klişelerle anlatmak istemiyor. Yeni vitrinde göçmen bir hikâye, Afrika kökenli bir kadın ve eğitimin gücü var.
Elbette bu kapak, Amerika’nın bütün çelişkilerini çözdüğü anlamına gelmiyor. Ama semboller önemlidir.
Şöyle denmek isteniyor şimdilerde.
“Amerikan rüyası ölmedi. Sadece yüzünü, hikâyesini ve ten rengini değiştirdi.”
Philip-Daniel Ducasse