Ekranda adam sıkıştırmanın sorunlu tarafları
KEMAL Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV’deki programını, alabildiğine önyargısız biçimde izlemeye başladım.
Ancak daha ilk dakikalardan itibaren can sıkıcı tersliği fark ettim.
Terslik şuradaydı:
Soruları sanki Veli Ağbaba, Ali Mahir Başarır ve Cemal Enginyurt üçlüsü soruyor gibiydi.
Sanki az sonra soru soranlar, ellerindeki kâğıtları ve telefonları fırlatıp “Kurtuluş yok tek başına / Ya hep beraber ya hiçbirimiz” diye slogan atacak gibiydiler.
Programın amacı, motivasyonu, hedefi şu değildi:
Kılıçdaroğlu’nun düşüncelerini, yaklaşımlarını öğrenmek.
Programın amacı, motivasyonu, hedefi şuydu:
Kılıçdaroğlu’nu mahvetmek, perişan etmek, parça pinçik etmek.
Durum böyle olunca.
- Kılıçdaroğlu’nun çelişkilerine, tutarsızlıklarına odaklanmak zorlaştı.
- Kılıçdaroğlu’nun bazen boş kaleye atamadığı gollere anlayışla yaklaşıldı.
- Kılıçdaroğlu’nun zaafları, geçiştirmeleri, saçmalamaları belirginleşemedi.
- Kılıçdaroğlu’na karşı zaman zaman içgüdüsel olarak bir şefkat hissi bile gelişti.
Bu tür ekran performanslarının üç atlısı olmalıdır:
BİR: Kıvam. İKİ: Denge. ÜÇ: Orantılılık.
Kıvam kaçarsa. Denge kaybedilirse. Orantılılık bir tarafa bırakılırsa.
- Madara etmek istediğiniz adam, bir anda şefkat duyulan adam haline gelebilir.
- Şeytan gibi yansıtmak istediğiniz adamı, meleksi bir yapıya kavuşturursunuz.
- Yıkmak istediğiniz adam, karşınıza çıkmayı göze almış bir cesaret anıtına dönüşebilir.
Eğer Kemal Kılıçdaroğlu, bu programdan biraz olsun kazançlı çıkabildiyse...
Bunu kaçan kıvama, kaybedilen dengeye, bir tarafa bırakılan orantılılığa borçlu.
Senem Toluay Ilgaz - BarışTerkoğlu - Aslı Kurtuluş Mutlu - KemalKılıçdaroğlu