‘BABAM TEŞHİSİ KOYAN DOKTORA İNANMAYIP BAŞKA HASTANELERE DE GÖTÜRDÜ’
"2 yıl sonra İstanbul Şile’ye babamın tayini çıktı ve ben oradaki 2.yılımdayken liseye sağlık ocağından sağlık taraması için gelen pratisyen bir hekim 'Görme sıkıntısı olan var mı' diye sordu"diye anlatan Dilek, “Parmağımı kaldırdım, oturttu, muayene için astıkları o harflerin hiçbirini görmediğimi anlayınca 'Sen görmüyorsun' dedi. 'Neden doktora gitmedin' deyince 'Kimseyi gözlerim bozuk olduğuna inandıramadım' dedim. İlk göz muayenemde yaşadıklarımı anlattım. Sınıf öğretmenimi çağırdı, ona durumumu söyledi. O da 'Babana söyle okula gelsin konuşacağım' dedi. Ondan sonra babam beni İstanbul’da bir göz doktoruna götürdü. Götürürken hâlâ bana inanmıyordu. O doktor 2,5 numara miyop gözlüğü yazınca doktorun yaşlı olup beni yanlış muayene etmiş olabileceğini söyleyerek aynı gün başka bir doktora daha götürdü. O da bakınca doğruladı, 'Siz geç kalmışsınız, gözleri çok ilerlemiş' dedi. Dört yıl boyunca tahtayı görememek kendime olan bütün özgüvenimi kaybetmeme neden oldu. Çok başarılı, çok sosyal, girişken bir öğrenciyken giderek içine kapanmaya başlayan, mutsuz, depresif bir çocuk oldum” şeklinde konuştu.
İlk gözlüğünü taktığındaki o ilk anı hiç unutamadığını dile getiren Dilek, “Her şey çok net ve pırıl pırıldı. O an yeniden doğduğumu düşündüm. Çok heyecanlıydım, sevinçten içim kıpır kıpırdı. Hatta o iki saatlik dönüş yolunda arabada içimden Allah’a teşekkür edip sevinçten ağladığımı hatırlıyorum. O günü hiç unutamam. Hayatımın dönüm noktalarından biridir, ondan sonra kendime olan özgüvenim ve okul başarım hızla arttı. Bana ilk doğru teşhisi koyan hekim yaşça ileri, meslekte çok tecrübeli bir hekimdi. İsmini hatırlamıyorum, ama onu görüp teşekkür etmeyi çok isterdim. Ondan sonra aynı gün babam beni o doktora inanmayıp 'Senin gözlerin sağlamdır' diyerek Haseki’de bir kadın doktora götürdü. O da gözümün bozuk olduğunu, ilerlediğini onaylamıştı. O iki doktora minnet borçluyum, hayatım onlardan sonra çok daha güzel, yaşanılır oldu. Zira ben okula yürürken bazen yanımdan geçenleri tanıyamıyordum artık, karşıdan karşıya geçerken uzaktan gelen arabayı fark edemediğim, tehlike atlattığım oluyordu” bilgisini paylaştı.
Yunanistan'da iki itfaiye helikopteri havada çarpıştı! Korkunç görüntüler.
‘YILLAR SONRA O DOKTORLA KARŞILAŞMAM ÇOK DEĞİŞİK BİR DUYGUYDU’
"Çocukluktan beri hayalim doktor olmaktı zaten ama bir şeyimin olmadığını söyleyen doktordan sonra bu konuda daha bir istekli oldum"diyen Dilek, “Çünkü göremiyordum ve bu benim her şeyimi, tüm yaşantımı çok olumsuz etkiliyordu. 12 yaşından 15 yaşın sonlarına kadar nerdeyse her gün, her gece iyi bir göz doktoru beni muayene etsin, çaresini bulsun diye dua ederdim. Kendimi doktor olarak hayal ederdim, insanları detaylı bir şekilde dinleyip muayene ettiğim, hiçbir çocuğu, hiç kimseyi aceleye getirmediğimi, güler yüzlü sıcak bir doktor olarak davrandığımı hayal ederdim. Tek hayalim buydu. Bu hayal beni ayakta tuttu. O süreçte bir doktor olmayı hayal ederken çocuk aklımla bazen, keşke ben bir gün doktor olsam, o göz doktoru da bana muayeneye gelse diye hayaller kurardım. Bir gün gerçekleşebileceğini söyleseler asla inanmazdım” ifadelerine yer verdi.
Yıllar sonra tıp eğitimini bitirdiği yaz evlendiğini söyleyen Dilek, “Eşimin görev yaptığı Denizli Çivril’e gidip orada pratisyen hekim olarak göreve başladım. Bir yıl sonra bu sefer eşimin görevi nedeniyle tayinimiz, çocukluğumda ilk göz muayenesi olduğum ildeki farklı bir ilçeye çıktı. Hatta eşim bana bu tayin haberini telefonda verince aklımdan o doktor geçti. 'Hâlâ orda mıdır, çalışıyor mudur' diye. Aradan uzun yıllar geçmişti. İsmini de bilmiyordum, ama simasını az çok hatırlıyordum. O ilçeye eşimle taşındığımızda ilçede hastane yoktu. Sağlık ocağında ben iki doktor çalışıyorduk. Gece de çalıştığımız için nöbet sistemi yapmıştık. O gün benim sıram değildi. Nöbetçi doktorun ve diğer doktorun ilçede banka olmayınca diğer ilçeye gitmesi gerekiyordu, bana 'Bakar mısın' dediler, 'Olur' dedim. Sağlık ocağının bahçesi vardı, kapısının önünde bir sandalyede otururken hızla siyah bir araç geldi. 'Acil hastamız var' dediler, bulunduğumuz bölgeye yakın dağlık alandaki bir köy gezisinde fenalaşıp bayılan bir erkek hastaydı, en yakın doktor bizde vardır diye bizim ilçeye getirmişler. Bilinci kapalı haldeki hastayı içeri aldık, sedyeye yatırdık. Acil hipertansif krizdeydi, hayati tehlike yaratabilen riskli bir durumdur. Tansiyonu 300’lerde ve bilinç yoktu. Ambulansımız da yoktu, o sırada ilçede olan tek doktordum, damar yolunu açıp gerekli ilaçları dikkatlice verdim. Yavaş yavaş tansiyonunu düşürmeye çalıştım, hızlı düşürmekte çok tehlikeli olduğu için çok dikkatli davrandım. Bir süre sonra hasta kendine gelmeye başlayınca ben rahatladım, tehlikeyi atlattık” dedi ve ekledi: Alıntı Metni Galatasaray Sportif A.Ş. Başkan Vekili Abdullah Kavukcu: Çok ciddi oyuncularla görüşüyoruz, para harcayacağız Özay Şendir yazdı: Demokrasinin sınırları ve sinir uçları...