Hoş, öykünün etraftaki doğaüstü kimi göndermelerle meseleyi yerel efsanelere de bağlama eğilimi (daha doğrusu seyircisinin zihnini böyle yanılsamalara sürükleme isteği) çoklukla öne çıkıyor. Kuura’nın mitolojik bir bebek mi olduğu, İskandinav söylencelerindeki ‘trol’lere (ormanlarda, mağaralarda yaşayan, devasa, çirkin ve insanlara düşman yaratıklar) ait bir çocuk kimliği mi taşıdığı veya orman varlıklarının bir temsilcisi olarak mı dünyaya geldiği fikirleri film boyunca aklımızda bir soru işareti olarak büyüyor ve ilgimizi ayakta tutuyor.
Velhasıl ‘Karanlıktan Gelen’ ince bir çizgi üzerinde yürüyor ve yere düşmüyor. Bu açıdan filmin insan hayatının rutin bir denklemine (çocuk doğurma, annelik meselesi, aile mefhumu vs.) psikolojik yarılma ve korku kavramları açısından bakma gibi zor bir tercihin, sinematografik açıdan üstesinden gelmesini ben çok beğendim.
Ya oyunculuklar... Bizde de vizyona giren 2021 yapımı ‘6 Numaralı Kompartıman’dan (Hytti nro 6/Yön: Juho Kuosmanen) hatırladığımız Seidi Haarla gittikçe tükenen, çaresizlik içinde boğulan Saga’da müthişti. Nefret eden anneden oğlu bir yaratık olsa bile sevgi dolu bir ebeveyne dönüşümünü film, onun katkılarıyla son derece ince bir çizgide vermeyi başarıyor. ‘Harry Potter’ serisinin Ron Weasley’yi Rupert Grint (artık 38 yaşında) de öfkesini daima tartan ve serinkanlılığını kaybetmeyen İngiliz baba Jon rolünde oldukça iyiydi.
Kimi yanlarıyla ‘Rosemary’nin Bebeği’ (Rosemary’s Baby/Yön: Roman Polanski/1968) ve ‘Kehanet’ (The Omen/Yön: Richard Donner/1976) gibi geçmişin klasiklerini de andıran ‘Karanlıktan Gelen’ ilginç ve kimi metaforik yanlarıyla yorum egzersizlerine (örneğin annenin bütün yaşananları kendi zihninde yarattığını bile düşünebilirsiniz) açık bir film olmuş. Kara mizah yanları da barındıran bu çalışmayı kaçırmayın derim.