Muhtemelen siz hiçbir şeye yetişemeyen biri değilsiniz. Yetersiz, hiç değilsiniz... Dijital dünya ve düzen sizden hep daha fazlasını istemek üzere tasarlanmış. Evrimine aykırı davranmak her canlıyı zorlar. Diğer yandan yaşanan uyumsuzluğun bilinçaltıyla olan bağlantısı buna bir çarenin de bulunabileceğini gösteriyor.
Eğri oturup doğru konuşmak gereken andayız: Sosyal medyayı her elinize aldığınızda ve nihayet bırakabildiğinizde; geride kalanın huzursuz bir his olup olmadığına bakın. Fark etmeden içinize aldığınız o duygu, tam anlamıyla size ait olmayabilir. Başkalarının hayatlarını ve yaptıklarını bu kadar ardı ardına izlemek, insan beyninin ne evrildiği ne de gerek duyduğu bir şey. Kıyaslamaksa bilinçaltının yaşama tutunmak için kendi kendine yarattığı bir paradoks.
Çareyse basit: Her insanın biricik olduğunu bilmesi, farklılıklarıyla barışması... İçindeki özgünlüğü ortaya çıkarma gayreti... Niteliklerinin, yeteneklerinin farkında olması ve tutkuyla bağlı olduğu şeylerin peşinden gidebilmesi...
Gün boyu duygularımızın neyle ilgilendiği, gerçekliğimizin kumaşıdır. Zihnimizin ilmekleri, hayatın sunduğu nimetlerle örülüyor.
Çözüm ‘taş devrine dönüş’ değil, yapısal uyum
İnsanın doğal evrim süreciyle modern gelişim hızının uyuşmadığını değerlendiren Singapurlu biliminsanları bu uyumsuzluğu aşma yolunun ilkel yaşam şartlarına geri dönmek olmadığını, aksine çözümün modern çevreyi insan doğasına uyumlu hale getirmekten geçtiğini vurguluyor. Şehir mimarisinin kalabalık stresini azaltacak ve doğayla teması artıracak şekilde tasarlanması, sosyal medyadaki rekabetçi, bağımlılık yaratan mekanizmaların dizginlenmesi ve sistemik baskıların azaltılması, toplum sağlığı için biyolojik bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor.