Dün, Antalya Manavgat’taki Beşkonak’tan gelen görüntüler de içler acısıydı. Dünyanın gözde rafting merkezi... Fakat kıyıları çöpten geçilmiyordu.
İki farklı şehir.
İki farklı doğa harikası.
Ama manzara aynıydı.
Neyse ki yetkililer ve gönüllüler devreye girdi; alanlar saatler içinde temizlendi.
Fakat benim asıl anlayamadığım şu: “Temizlik anlayışımız neden evin kapısında bitiyor?”
Evimiz bizim. Arabamız bizim. Bahçemiz bizim.
Tamam ama ya orman?
Sahil?
Park?
Sokak?
Bizim değil mi?
Daha da tuhafı şu: Çöpünü bırakıp giden, ertesi hafta aynı yere geldiğinde temiz bulmak istiyor.
Belediye toplasın.
İşletme temizlesin.
Peki eğitimle düzelir mi bu durum?
Elbette eğitim şart. Ama çevre bilinci birkaç afişe, yılda bir yapılan “çevre haftası” etkinliğine de sıkıştırılmamalı.
Kaldı ki her şeyi de eğitime bağlayamayız.
Bir noktadan sonra mesele eğitimden çıkıp sorumluluğa geliyor.
Ve denetime.
Çünkü belli ki “ayıp” demek yetmiyor.
O zaman cezası olacak.
Üstelik kâğıt üzerinde kalan değil, uygulanan bir ceza.
Piknik alanlarına, sahillere, ormanlara kamera koymak gerekiyorsa konulacak. Denetim artırılacak. Çöpünü doğaya bırakana gerçekten canını sıkacak bir yaptırım uygulanacak.
Belki o zaman öğreniriz: “Bu ülke de bizim evimiz.”