Dolabımızdaki sessiz hikâyeler
Bir kıyafetin değerini gerçekten ne belirler? Etiketi mi? Markası mı? Fiyatı mı? Yoksa onu giydiğimizde hissettiklerimiz mi? Yıllardır tasarım yapıyorum.
Bu yıllar boyunca binlerce insanla tanıştım, sayısız prova yaptım, farklı bedenlere, farklı zevklere ve birbirinden farklı hayat hikâyelerine tanıklık ettim. Bütün bu deneyimler bana tek bir gerçeği öğretti; İnsanlar bir kıyafeti yalnızca üzerlerine yakıştığı için sevmez. Onu, kendilerine yakıştırdıkları için sever. İlk bakışta birbirine benzeyen bu iki cümle aslında birbirinden çok farklıdır. Bir kıyafet size yakışabilir. Ama sizi anlatmayabilir. Bazen de çok sade görünen bir parça, sizin duruşunuzla bambaşka bir anlam kazanabilir. İşte gerçek değer tam da burada başlıyor.
BİR KIYAFET NE ZAMAN BİZE AİT OLUR?
Moda dünyasında her sezon yeni koleksiyonlar görüyoruz. Yeni renkler... Yeni kesimler... Yeni silüetler... Yeni öneriler... Bazıları birkaç ay içinde hayatımızdan çıkıyor. Bazıları ise yıllar geçmesine rağmen dolabımızdaki yerini koruyor. Peki neden? Çünkü bazı kıyafetler yalnızca dolabımızda yer kaplamaz. Hayatımızda da bir yer edinir. Belki ilk iş görüşmemize giydiğimiz cekettir. Belki hayatımızdaki önemli bir günün elbisesidir. Belki yıllar önce aldığımız ve her giydiğimizde kendimizi biraz daha iyi hissettiğimiz bir kazaktır. Belki de zor bir dönemde aynaya baktığımızda bize yeniden güçlü olduğumuzu hatırlatan o parçadır. O yüzden bazı kıyafetlerden vazgeçemeyiz. Çünkü aslında vazgeçemediğimiz şey kumaş değildir. O kıyafetin bize hissettirdiği duygudur.🤨