ÖDEV YAPMADIYSAM DAYAK YERDİM
◊ Katı bir baba, hırslı bir menajer ve tartışmalı bir ebeveyndi. Rol için araştırma yapmaya başladığınızda onun sizi en çok şaşırtan yönü ne oldu?
- Ah, kesinlikle mizah anlayışı... Jaafar’ı tanıdıkça ve ondan aileyle ilgili hikâyeler dinledikçe Joe’nun (Joseph Jackson) bu tarafını keşfetmeye başladım. Michael’ın oğlu Prince, büyükbabasıyla ilgili hikâyeler anlatıyordu.Örneğin Joe’nun torunlarıyla yaptığı kendine özgü bir selamlaşması varmış; yumruklarını hafifçe tokuştururlarmış. Onlara şakalar yapar, hiç beklemedikleri anlarda sürprizlerle karşılarına çıkarmış. Sanırım insanların kendisini biraz korkutucu bulduğunun farkındaydı. O da bu imajını çocuklarla ve torunlarıyla şakalaşmak için kullanıyordu.
◊ Onu oynadıktan sonra hırs, ebeveynlik konusundaki düşünceleriniz değişti mi?
- Ebeveynlik konusunda değiştiğini söyleyemem. Ben de Joseph Jackson’a benzeyen bir adamla büyüdüm. Eve geldiğinde bütün ev işlerinin tamamlanmış olması gerekiyordu. Ödevlerinizi bitirmek zorundaydınız. Eğer yapmadıysanız ceza alır, bazen de dayak yerdiniz. Çok katı bir disiplin vardı.
Çok fazla şeye sahip değildik ama düzenimiz vardı. Kıyafetlerimiz her zaman temizdi ve okula mutlaka giderdik. Bugün dönüp baktığımda, anne ve babamın en büyük amacının bizim hayatımızı kendilerininkinden daha iyi hâle getirmek olduğuna inanıyorum. Bunu açıkça söylerlerdi: “Biz sizin yalnızca bir işe sahip olmanızı istemiyoruz. Dünyada bir etkiniz olsun, bir iz bırakın istiyoruz.”
Çünkü kendilerinin hayatta yeterince söz sahibi olamadıklarını, dünyanın onlara hak ettikleri fırsatları vermediğini düşünüyorlardı. Benim için çok daha fazlasını istiyorlardı.
Joseph ve Katherine Jackson’ın çocuklarını yetiştirdiği dönemin koşullarına baktığınızda, onların dünyasını çok daha derinden kavramaya başlıyorsunuz.🤫