TOZLU RAFLARDA BEKLEYEN RAPORLAR ARTIK HAYATA GEÇİRİLMELİ
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde hazırlanan deprem araştırma raporlarının artık raflarda bekletilmemesi gerektiğini belirten Dr. Şevkin, kendisinin de yer aldığı iki ayrı ‘Meclis Deprem Araştırma Komisyonu’nun hazırladığı binlerce sayfalık raporda yüzlerce önerinin yer aldığını hatırlattı. Dr. Şevkin, “Yıllardır deprem konusunda konuşuyor, komisyonlar kuruyor, raporlar hazırlıyoruz. Ancak raporların gereği yerine getirilmediğinde, kanunlaşması gereken düzenlemeler hayata geçirilmediğinde bütün bu çalışmalar kâğıt üzerinde kalıyor. Ne acıdır ki alınmayan bu önlemler, depremlerde büyük can ve mal kayıplarına neden oluyor. TBMM’de hazırlanan deprem raporları tozlu raflardan indirilmeli, bilim insanlarının ve uzmanların ortaya koyduğu öneriler doğrultusunda gerekli yasal düzenlemeler bir an önce yapılmalıdır” dedi.
KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN MERKEZİNDE İNSAN HAYATI OLMALI
Türkiye’nin önemli sorunlarından biri de mevcut yapı stokunun güvenliği. Yaşlanan, mühendislik hizmeti yeterince alınmadan inşa edilen veya deprem güvenliği açısından risk taşıyan yapıların bilimsel yöntemlerle tespit edilmesi gerekiyor. Ancak kentsel dönüşüm yalnızca binaların yenilenmesi olarak görülmemeli. Bir mahalle dönüşürken zemini, ulaşımı, altyapısı, yeşil alanları, sosyal donatıları ve acil durumda ulaşılabilirliği birlikte düşünülmeli. Dönüşümün temel amacı insanların daha güvenli yapılarda, daha güvenli kentlerde yaşamasını sağlamak olmalı.
DEPREM EĞİTİMİ HAYATIN BİR PARÇASI HALİNE GELMELİ
Depreme hazırlık yalnızca kurumların sorumluluğu da değil. Çocuklardan yetişkinlere kadar toplumun tamamının deprem konusunda bilinçli olması gerekiyor. Aileler deprem sırasında ne yapacağını bilmeli. Çocuklar okullarda düzenli afet eğitimi almalı. Toplanma alanları bilinmeli. Acil durum çantalarının nasıl hazırlanacağı, iletişim planlarının nasıl oluşturulacağı ve afet sonrasında nasıl hareket edilmesi gerektiği herkes tarafından öğrenilmeli. Deprem eğitimi, yalnızca deprem olduğu zaman hatırlanan bir konu olmaktan çıkarılmalı.
AFET BİLİNCİ BİR YAŞAM KÜLTÜRÜNE DÖNÜŞMELİ
Deprem konusu herhangi bir siyasi görüşün, partinin veya dönemin meselesi değildir. Bu ülkenin çocuklarının, gençlerinin, yaşlılarının; kentlerde, ilçelerde ve köylerde yaşayan milyonlarca insanın ortak güvenlik meselesidir. Bu nedenle deprem hazırlığı günübirlik politikaların ötesine taşınmalı, uzun vadeli ve kararlı bir devlet politikası olarak ele alınmalıdır. Deprem öncesi risk azaltma, deprem anında koordinasyon ve deprem sonrasında hızlı müdahale birbirinden kopuk değil, tek bir bütün olarak planlanmalıdır.
17 AĞUSTOS’UN BİZE BIRAKTIĞI EN BÜYÜK SORUMLULUK
17 Ağustos Marmara Depremi’nin üzerinden yıllar geçmesine rağmen o geceyi unutmamak önemli. Ancak hatırlamak tek başına yeterli değil.
Kaybettiklerimizi anmanın en anlamlı yolu, aynı acıların yeniden yaşanmaması için gerekenleri yapmak. Deprem olduğunda “Neden bu kadar yıkıldı?” diye sormadan önce, bugün “Bu bina güvenli mi?”, “Bu zemin uygun mu?”, “Bu şehir depreme hazır mı?” sorularını sormak gerekiyor. Çünkü deprem öncesinde alınabilecek her önlem, deprem sonrasında kurtarılabilecek bir hayat anlamına geliyor. Ve artık Türkiye’nin deprem konusunda kaybedecek zamanı yok.
Depremi önleyemeyebiliriz. Ama ihmali, hazırlıksızlığı ve yanlış yapılaşmayı önleyebiliriz. 17 Ağustos’un üzerinden geçen yılların ardından Türkiye’nin önündeki en büyük görev de budur: Depremi bekleyen değil, depreme hazır bir ülke olmak.