PETROLÜN HEM MÜŞTERİSİ HEM RAKİBİ
İşte Çin’in ilginç durumu burada ortaya çıkıyor. Çin dünyanın en büyük petrol ithalatçısı. Dolayısıyla Hürmüz’de petrol akışının kesilmesinden en fazla zarar görebilecek ekonomilerden biri. Ama aynı Çin, petrolün ulaşım sektöründeki en büyük rakibi haline gelen teknolojinin de açık ara en büyük üreticisi. Petrol ve dizel pahalandıkça Çin’in elektrikli otomobillerinin, otobüslerinin ve özellikle kamyonlarının rekabet gücü artıyor. Reuters’ın haberindeki önemli ayrıntılardan biri de bu. Çin’de elektrikli kamyonlar artık toplam kamyon satışlarının yaklaşık yüzde 30’unu oluşturuyor. Çinli üreticiler de Güney ve Güneydoğu Asya’dan Afrika ve Latin Amerika’ya kadar yeni pazarların peşinde.
Yani Çin bir anlamda petrol krizinin hem müşterisi hem rakibi haline geliyor.
TÜRKİYE İÇİN BÜYÜK FIRSAT
ÇİN’in elektrikli araç ligindeki baskın liderliği ile Türkiye’nin durumu elbette kıyas götürmez. Ancak İran savaşı ile ortaya çıkan tablo, Türkiye için de çok büyük bir fırsat barındırıyor. Türkiye zaten Avrupa’nın önemli otobüs ve ticari araç üretim merkezlerinden biri. TEMSA, Karsan, Otokar, Anadolu Isuzu gibi üreticiler elektrikli otobüs ve ticari araçlara yatırım yapıyor. Ford Otosan, Mercedes-Benz Türk, MAN ve BMC gibi Türkiye’de üretim yapan şirketler de güçlü ticari araç ekosisteminin parçaları.
Türkiye’den geliştirilen elektrikli otobüslerin bugün Avrupa yollarında olması, elektrikli ve hatta otonom toplu taşıma araçlarının ihraç edilmesi bu nedenle yalnızca otomotiv sanayisinin dönüşümü olarak görülmemeli. Elektrikli kamyon, otobüs ve ticari araç yatırımları aynı zamanda enerji güvenliği, teknoloji ihracatı ve geleceğin küresel taşımacılık pazarından pay alma meselesi. Çünkü petrol krizleri gelip geçebilir. Ancak Hürmüz’de yaşananlar petrol ithalatçısı ülkelere çok önemli bir gerçeği yeniden hatırlatıyor:
Ulaşım sisteminizi ne kadar elektriklendirirseniz, petrol üreten coğrafyalardaki siyasi ve askeri krizlere bağımlılığınızı da o kadar azaltıyorsunuz.
Çin bunu yaklaşık 20 yıldır yapıyor. Şimdi karşılığını yalnızca daha düşük petrol bağımlılığıyla değil, dünyaya elektrikli otomobil, kamyon, otobüs ve batarya satarak da almaya başlıyor. Belki de Hürmüz krizinin otomotiv dünyasına bırakacağı en önemli miras şu olacak:
Petrol pahalandıkça elektrikli aracın çevreci kimliğinden önce ekonomik ve stratejik değeri öne çıkıyor. Ve bu yarışta şimdilik direksiyonda Çin oturuyor.
Türkiye’nin güçlü otomotiv ve ticari araç sanayisi düşünüldüğünde, bu yarışta bizim de ön sıralarda yer almamamız için hiçbir neden yok. Avrupa Birliği ile bir an önce ‘Made in Europe’ konusunda anlaşmamız işleri kolaylaştıracak. Ayrıca ihracata yönelik yatırımları artıracak stratejik teşvik mekanizmaları devreye almamız da daha rekabetçi olmamızı sağlar.
Hürmüz’ün verdiği mesaj açık. Elektrikli araç artık yalnızca otomotiv sanayisinin geleceği değil; enerji güvenliğinin ve ihracat rekabetinin de önemli bir parçası. Türkiye’nin bu fırsatı kaçırmaması gerekiyor.