ŞEF RESTORANLARIYLA KAFA BULAN BİR FİLM
Şef restoranlarında neler oluyor?
Şunlar oluyor:
- Mutfakta askeri disiplin ve hiyerarşik bir yapı var gibi.
- Kocaman bir tabak geliyor önüne, tabağın ortasında minicik süslü bir yemek.
- Garson beyler ve hanımlar, o minicik süslü yemeği öyle bir anlatıyorlar ki sanırsın roket bilimdir anlattıkları.
- Bu restoranlar, tek parti dönemi gibi işletiliyor. Her şeyi restoran şefinin belirlediği bir ortam.
- Öyle bir şef baskısı var ki... Her lokmadan sonra “Hımm enfes” demek zorundaymışsın gibi bir his.
- Bu restoranlarda mutlak itaat kuralı işliyor. Şef, bir tür Alihan Kuriş gibi. Otoritesine mutlak itaat ediyorsun.
- Tabaktaki minnacık yemeğe yüklenen anlamlar öyle büyük ki... Ancak o yemeği yedikten sonra varoluşunu tamamlayacağına inanıyorsun.
- Müşterilere bakıyorsun: Hepsi, bu restorana gelebilmiş olmanın ayrıcalığı ve kıvancıyla coşmuş durumda. Bu da işin en trajikomik tarafı.
Geçen akşam izlediğim ‘The Menu’ isimli film, şef restoranlarında yaşanan bu tuhaflıkların tümüyle birden zekice kafa buluyordu.
Üstelik filmde muazzam bir kara mizah ile kahkahalar attıran bir gerilim de fazlasıyla mevcuttu.
Filmi izledikten sonra “Oh be, demek ki şef restoranlarıyla başı hoş olmayan bir tek ben değilmişim” dedim.😚