“Yalan söyleme” diyoruz ama... Belki de yetişkinlerin çocuklara verdiği en çelişkili mesajlardan biri dürüstlük konusunda. Çocuğumuza “Asla yalan söyleme” diyoruz. Sonra telefon çalıyor. “Evde yok de.” Bir davete gitmek istemiyoruz: “Hasta olduğumuzu söyle.” Birine verdiğimiz sözü tutamıyoruz, hemen bir mazeret üretiyoruz. Çocuk bütün bunları görüyor. Sonra bir gün okulda yaptığı bir şeyi sakladığında kızıyoruz: “Bana neden doğruyu söylemedin?” Çünkü çocukların ahlak anlayışı bizim nasihatlerimizden değil, günlük hayattaki küçük tercihlerimizden oluşuyor. Başarı konusunda da aynı hatayı yapıyoruz. Bugün çocuklara çok erken yaşlardan itibaren başarıyı anlatıyoruz. İyi okul, iyi üniversite, iyi meslek, iyi maaş. Ama bazen başarıyı anlatırken çocuğa farkında olmadan başka bir şey öğretiyoruz: Değerinin sonuçlara bağlı olduğunu. Sınavdan 95 aldığında yüzümüz gülüyor, 70 aldığında yüzümüz düşüyorsa; arkadaşının başarısını hemen kendi çocuğumuzla karşılaştırıyorsak; sürekli “Falancanın çocuğu şurayı kazandı” diyorsak, sonra çocuğumuza “Kendini başkalarıyla kıyaslama” dememizin pek anlamı kalmıyor. Çünkü çocuk bizim sözümüzü değil, tepkimizi okuyor.
***
Belki de çocuklarımızın başarılı olmasını istiyorsak önce onlara başarıdan daha önemli bir şeyi göstermeliyiz: Emek vermeyi. Bir şey istediğimizde çalışmayı, düştüğümüzde yeniden kalkmayı, hata yaptığımızda sorumluluk almayı. Çocuğun bunları görmesi, dinleyebileceği yüz motivasyon konuşmasından daha değerlidir. Saygı evde başlar. Çocuklarımızın bize saygılı olmasını istiyoruz. Peki biz onlara saygılı mıyız? Odalarına kapıyı çalarak giriyor muyuz? Arkadaşlarının yanında onları küçük düşürüyor muyuz? Bir şey anlatırken gerçekten dinliyor muyuz? “Sen çocuksun, anlamazsın” diyerek fikirlerini değersizleştiriyor muyuz? Çocuklardan beklediğimiz saygıyı önce onlara göstermemiz gerekiyor. Çünkü saygı yaşla kazanılan bir ayrıcalık değil, insan olmanın gereğidir. Ve çocuk saygıyı, kendisine saygı gösterildiğinde öğrenir.
Çocuklarımız bizim aynalarımız. Bazen çocuklarımızda gördüğümüz ve değiştirmek istediğimiz davranışların bir kısmı aslında bize ait. Çocuğumuz çok öfkeli olabilir. Belki evde öfke çok yüksek sesle yaşanıyordur. Çocuğumuz sürekli başkalarıyla kendini kıyaslıyor olabilir. Belki biz sürekli başkalarının hayatlarını konuşuyoruzdur. Çocuğumuz hata yapmaktan korkuyor olabilir. Belki hata yaptığında verdiğimiz tepki ona hatanın kabul edilemez olduğunu öğretmiştir. Bu yüzden çocuk yetiştirmenin belki de en zor tarafı çocuğu eğitmek değil, kendimize bakabilmektir. Çocuğunuzda değiştirmek istediğiniz bir davranış gördüğünüzde bazen ona değil, önce kendinize şu soruyu sormak gerekir: “Acaba bunu benden mi görüyor?” Bu soru kolay değildir ama çok değerlidir. Mükemmel anne baba olmak gerekmiyor. Bütün bunlar çocuklarımızın yanında hiç hata yapmayacağız anlamına gelmiyor. Zaten böyle bir şey mümkün değil. Çocukların mükemmel anne babalara ihtiyacı olduğunu da düşünmüyorum. Tam tersine, hata yaptığında “Ben yanlış yaptım” diyebilen bir anne ya da baba, çocuğuna çok kıymetli bir şey öğretir. Özür dilemeyi! Fikrini değiştirebilen bir yetişkin esnekliği öğretir. Başarısız olup yeniden deneyen bir ebeveyn dayanıklılığı öğretir. Yorulduğunu söyleyebilen biri sınır koymayı öğretir. “Bilmiyorum” diyebilen biri öğrenmenin utanılacak bir şey olmadığını öğretir. Bunların hiçbirini uzun uzun anlatmaya gerek yoktur. Çocuk görür ve öğrenir.
***
Yıllar sonra çocuklarımız bizim onlara verdiğimiz nasihatlerin çoğunu hatırlamayacak. “Dersini çalış” dediğimiz kaç akşamı hatırlayacaklar? “Telefonunu bırak” dediğimiz kaç cümleyi? Muhtemelen çok azını. Ama annesinin zor bir zamanda nasıl ayağa kalktığını hatırlayacak. Babasının güçsüz bir insana nasıl davrandığını hatırlayacak. Anne babasının birbirine nasıl konuştuğunu hatırlayacak. Evlerinde sevginin nasıl gösterildiğini, öfkenin nasıl yaşandığını, paranın nasıl konuşulduğunu, başarısızlığın nasıl karşılandığını hatırlayacak. Ve bir gün kendi hayatlarını kurduklarında, farkında olmadan bizim bugün yaptığımız birçok şeyi yapacaklar. İşte bu yüzden çocuk yetiştirirken belki de daha az konuşup daha çok düşünmemiz gerekiyor: Ben çocuğuma nasıl biri olması gerektiğini anlatıyorum? Ve daha önemlisi: Ben onun olmasını istediğim insan gibi yaşıyor muyum? Çünkü çocukların kulakları bazen söylediklerimize kapanabilir ama gözleri hep açıktır.
Çocuklar söylediklerinizi değil, yaptıklarınızı duyar.