Bütün bunların sosyolojik açıdan daha ilginç bir sonucu da var. Alla Turca Allegro’ya gidenlerin yalnızca yüzde 20’si daha önce tadım menüsüyle tanışmış. Başka bir ifadeyle misafirlerin yüzde 80’i bu dünyayla ilk kez burada tanışıyor. Bu önemli. Çünkü burası yalnızca pahalı restoranlara giden mevcut gastronomi kitlesini daha düşük fiyatlı bir alternatife çekmiyor, tadım menüsü kültürüne yeni bir kitle dahil ediyor. Daha da ilginci, 7-12 yaş arasındaki çocuklarını ‘damak tatları gelişsin’ diye getiren ailelerin olması.
Sosyolog Pierre Bourdieu’nün ‘kültürel sermaye’ kavramını gastronomiye uyarlarsak; ne yediğimiz kadar neyi tanıdığımız, nasıl tattığımız, hangi lezzetler arasında ilişki kurabildiğimiz de zaman içinde edinilen ve kuşaktan kuşağa aktarılabilen bir birikim. O nedenle “1.250 liraya gastronomiyi demokratikleştirdiler” gibi romantik bir sonuca varmak istemiyorum. 1.250 lira Türkiye’de herkesin rahatlıkla bir öğüne ayırabileceği bir para değil. Fakat yıllardır belirli bir gelir grubuyla özdeşleşmiş tadım menüsü deneyiminin giriş eşiğini aşağı çektikleri kesin. Üstelik bunu porsiyonları küçültüp pahalı malzemeyi ucuzuyla değiştirerek değil, restoranın bütün ekonomik modelini yeniden düşünerek yapmaya çalışıyorlar.
Belki de buradaki asıl mesele 7 tabağı 1.250 liraya satabilmek değil. İyi yemekle pahalı restoran arasında zorunlu sandığımız bağı ilk kez bu kadar açık biçimde sorgulamak.🤨