KUSURSUZ GÖRÜNMEK YERİNE KENDİNE BENZEMEK
Bence sosyal medyanın moda üzerindeki en büyük etkilerinden biri, farkında olmadan hepimizi birbirimize benzetmesi oldu. Aynı ceketler... Aynı çantalar... Aynı renkler... Hatta zaman zaman aynı pozlar. Bir süre sonra “iyi giyinmek” ile “doğru görüneni giymek” birbirine karışmaya başladı. Oysa stilin en güzel tarafı hiçbir zaman kusursuz olmak değildi. Stil biraz da kişilik meselesidir. Kopenhag sokaklarında gördüğümüz görüntüler tam olarak bunu anlatıyordu. Bermuda şortların daha feminen parçalarla kullanılması, bandanalar, püsküller, capri boylar, kalem etekler, sportif parçaların topuklularla yan yana gelmesi... İlk bakışta birbirine ait değilmiş gibi görünen parçalar aynı görünümün içinde buluşuyordu. Ve belki de tam bu yüzden ilgi çekiyordu. Çünkü bazen iyi stil, bütün parçaların birbirine kusursuz biçimde uymasından değil; beklenmedik bir parçanın bütün dengeyi değiştirmesinden doğar.
TRENDLERİ TAKİP ETMEKTEN KENDİMİZİ TAKİP ETMEYE
Burada kendimize sormamız gereken başka bir soru olduğunu düşünüyorum: Bir şeyi gerçekten sevdiğimiz için mi giyiyoruz, yoksa çok gördüğümüz için mi sevmeye başlıyoruz? Bugün bir trend birkaç saat içinde dünyanın her yerine ulaşabiliyor. Bir çanta, bir ayakkabı ya da bir ceket bir anda binlerce kişinin üzerinde karşımıza çıkıyor. Bu hız bize inanılmaz bir ilham alanı açarken, kendi zevkimizi duymamızı da zaman zaman zorlaştırıyor. Belki de yeni dönemin gerçek lüksü burada başlayacak: Her yeni trendi bilmekte değil, hangisinin bize ait olmadığını anlayabilmekte. Çünkü kişisel stil biraz da “hayır” diyebilme cesaretidir. Bence iyi stil, her sezon yeniden başlamak değil; kendini tanıdıkça neyi hayatında tutacağını, neyi geride bırakacağını bilmektir.🤨