EL İŞÇİLİĞİ VE MALZEMEMİN HİKÂYESİ
Kopenhag’da dikkatimi çeken bir başka nokta ise el işçiliğinin ve yeniden değerlendirmenin koleksiyonların içine artık daha doğal biçimde girmesiydi. Sürdürülebilirlik yalnızca bir kampanya cümlesi olmaktan çıkıyor. Kumaşın nereden geldiği, elde kalan malzemenin nasıl yeniden kullanılabileceği ve bir tasarımın ömrünün nasıl uzatılabileceği de tasarım sürecinin bir parçası hâline geliyor. Bunu özellikle önemli buluyorum. Çünkü yıllardır üretimin içinde olan biri olarak bir kumaşın yalnızca kumaş olmadığını biliyorum. Arkasında bir seçim var. Bir emek var. Bir hikâye var. Ve bütün bunların sonunda ortaya çıkan bir ürünün, yalnızca bir sezon için değil, uzun yıllar kullanılabilecek kadar değerli olması gerektiğine inanıyorum. Belki de geleceğin lüksü sürekli daha fazlasına sahip olmak değil; elimizdekine daha fazla değer verebilmek olacak. Bir parçanın değerini yalnızca fiyatı değil, onu ne kadar uzun süre hayatımızda tutabildiğimiz de belirleyecek.
SOKAKLAR PODYUMLARDAN DAHA CESUR
Moda haftalarında en sevdiğim şeylerden biri yalnızca defileleri değil, sokakları da izlemek. Çünkü podyum bize tasarımcının hikâyesini anlatırken, sokak insanların o hikâyeyi nasıl yorumladığını gösteriyor. Bu sezon sokaklarda oldukça özgür bir tavır vardı. Bir parçanın “doğru” kombinini bulmaya çalışmak yerine insanlar kendi kombinlerini yaratıyordu. Bence önümüzdeki dönemin en önemli stil değişimlerinden biri de burada olacak. “Doğru kombin” fikrinin yerini “kişisel kombin” fikri alacak. Çünkü stil, kuralları ezberlemek değil; hangi kuralın sizin için geçerli olmadığını keşfetmektir.
CEREN CAN’IN SEZON NOTU
Kopenhag’dan kendi gardırobumuza taşımamız gereken şey bence belirli bir renk, belirli bir çanta ya da sezonun “olmazsa olmaz” parçası değil. Biraz cesaret. Dolabınızda yıllardır aynı şekilde giydiğiniz bir parçayı bu kez başka bir şeyle deneyin. Klasik ceketinizi yalnızca klasik pantolonla giymeyin. Feminen bir eteğin yanına daha sportif bir parça koyun. Renkten çekiniyorsanız bütün görünümü değiştirmek yerine küçük bir detayla başlayın. Ve belki de yeni bir şey satın almadan önce dolabınıza bir kez daha bakın. Çünkü stil bazen yeni bir şey satın almak değil, elinizdekine başka bir gözle bakabilmektir. Belki yıllardır dolabınızda duran bir parça, sadece ona başka türlü bakmanızı bekliyordur.
Kopenhag Moda Haftası bana bir kez daha şunu düşündürdü: Belki de moda uzun süredir biraz fazla ciddi olmaya çalışıyordu. Her şey kusursuz, uyumlu, ölçülü ve “doğru” olmak zorundaymış gibi... Oysa giyinmek aynı zamanda insanın kendisiyle oynayabildiği küçük bir alan. Bir gün sade. Bir gün renkli. Bir gün klasik. Bir gün hiç beklemediğiniz kadar cesur. Belki de gardırobumuzun bize sorması gereken soru artık “Bugün ne moda?” değil, “Bugün kendimi nasıl ifade etmek istiyorum?” Çünkü stilin bir formülü olmak zorunda değil. Hatta belki de stilin en güzel tarafı, zaman içinde kendi formülümüzü yaratmamız. Ve belki de önümüzdeki sezonun en güzel trendi tam olarak bu: Modayı bu kadar ciddiye almadan, stili yeniden ciddiye almak. 🤨